“Rububiyetinin haşmetini, ibadının hukukunu muhafaza etmekle muhafaza etmeyi” nasıl anlamalıyız?


Rububiyet; “terbiye etmek, bir şeyi kademeli olarak son şekline getirmek” demektir.

Bilindiği gibi, Cenâb-ı Hakk’ın iki tarzda yaratması söz konusudur: İbda ve inşa.

“İbda” tamamen yoktan yaratmadır. “İnşa” da ise bir varlığın safha safha terbiye görerek terakki etmesi söz konusudur.

Birinciye misal, meleklerin ve ruhların yaratılmalarıdır. Çevremizde gördüğümüz her şeyin yaratılmaları inşa ile yani terbiye fiilinin icraatıyla gerçekleşmiştir. Bunun içindir ki, Fatiha Sûresinde Cenâb-ı Hak önce Rabbü’l-âlemîn olarak tanıtılır.

Her şeyi Allah’ın terbiye etmiş olması rububiyetin haşmetini gösterir. Kâinatı, varlık âleminin ilk çekirdeği olan “Nur-u Muhammedî”den terbiye ederek şu hazır hale getirdiği gibi, Güneş'ten kopan bir ateş kütlesini terbiye ederek dünya haline getirmiş, onda okyanuslar, ormanlar, ovalar yaratmıştır. Aynı terbiye ile çekirdekleri ağaç, yumurtaları kuş yapmaktadır.

İnsanın da nutfeden başlayan dokuz aylık yolculuğunda nice terbiye fiilleri iç içedir. Her organ göreceği vazifeye göre terbiye edilmiştir. Kulak işitecek şekilde terbiye görürken, eller tutacak şekilde, ayaklar yürüyecek şekilde terbiye edilirler.

İşte bu haşmetli rububiyete karşı isyan ile mukabele eden ve başkalarının hakkına, hukukuna tecavüz eden kimseler, bu cinayetlerinin cezalarını mutlaka göreceklerdir. Çünkü bu haşmetli rububiyetin arkasında sonsuz bir kudret, nihayetsiz bir ilim, mutlak bir irade vardır. Bunlara karşı konulması ise mümkün değildir.