"Mâlik-ül Mülk-i Zülcelal'in daire-i memleketinde ve âlem-i mülk ve melekûtunda daimî meskenler, ebedî sâkinler, bâki makamlar, mukim mahluklar bulunmayıp,.." cümlesinde, âlem-i mülk ve melekutun, ahiretle ve ebedî hayatla ilgisini açar mısınız?


“Herşeyin, içine melekût, dışına da mülk denir.(Mesnevî-i Nuriye, Hubaba)

Buna göre insanın görünen bedeni mülk, görünmeyen iç organları melekût sayılabileceği gibi, bedenine mülk ruhuna melekût da denilebilir.

Kâinatın şu görünen kısmı âlem-i şahadet diye adlandırılır. Görünmeyen kısmı ise âlem-i gaybdır. Buna göre,  madde âlemine âlem-i şahadet, melekler, Levh-i Mahfuz, arş gibi görünmeyen âlemlere ise gayb âlemi denilebilmektedir.

Şahadet âlemi mülk âlemidir, gayb âlemi ise melekût âlemi.

Öte yandan, zâtında gözle görülse bile şu anda bize görünmeye ahiret âlemindeki menziller de melekût kavramı içinde değerlendirilebilir. Nitekim, bu cümlede böyle yapılmıştır.