"Neden dünya herkese terakki dünyası olsun da yalnız bizim için tedennî dünyası olsun? Öyle mi? İşte, ben de sizinle konuşmayacağım. Şu tarafa dönüyorum; müstakbeldeki insanlarla konuşacağım..." İzah eder misiniz?


Osmanlı yıkılmak üzere, İslam alemi düşman işgalinde, dünyada dinsizlik hareketi her yeri kasıp kavurduğu bir hengamda, Üstad "Ümitvar olunuz, istikbalde en gür seda; İslam’ın sedası olacak." diyor. Halbuki gidişat ve hali alem bu söze ve ümide uygun değil. Bu sebeple Üstad'ın tespit ve ileri görüşlülüğünü o zaman insanları anlamakta güçlük çekiyor ve Üstad'a, "Sen hayal ile hakikati karıştırıyorsun." diye itiraz ediyorlar. Üstad da onların bu ümitsiz hallerini terk ederek, hem onlara hem de gelecek nesillere hitaben bu sözleri sarf ediyor. Ve ne kadar haklı olduğunu hem zamanımız  gösteriyor, hem de daha da gösterecek inşallah.

- Üstad neden bunlara cevap vermeyip, istikbaldeki insanlara dönüyor?

Kabil-i hitap olmayan birisine, cevap vermemek de bir cevaptır. Üstad Hazretlerinin o harika basireti ile fikr-i sabitlerin bu husustaki kabiliyetsizliğini görmesi ve onlara değil de kabil-i hitap olanlara yönelmesi gayet makul bir yaklaşımdır.

Üstadımız, aynı bahiste asrının insanlarına şöyle seslenir: 

"Şu zamanın memesinden bizimle süt emen ve gözleri arkada maziye bakan ve tasavvuratları kendileri gibi hakikatsiz ve ayrılmış olan bu çocuklar, varsınlar, şu kitabın (Risale-i Nur'un) hakaikini hayal tevehhüm etsinler. Zira ben biliyorum ki, şu kitabın mesâili hakikat olarak sizde tahakkuk edecektir."

"İşte ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyeti bırakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar! Gelen neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz! Ta ki, hakikat-i İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvüc-sâz edecek olan nesl-i cedid gelsin!"(1)

O dönem insanları, şartların ağırlığından etkilenerek müthiş ve koyu bir ümitsizliğin içine düşmeleri, Üstad Hazretlerini anlamalarına bir engel teşkil etmekteydi. Bu yüzden Üstad Hazretleri istikbale yönelip istikbalin evlatlarına ümit aşılıyor...

(1) bk. Münazarat.