"Zaten sana, sende senin nefsine olan şedit muhabbetin, onun zatına karşı muhabbeti zatiyedir ki, sen suistimal edip kendi zatına sarf ediyorsun." cümlesini izah eder misiniz?


Allah insanın kalbine, Zat-ı Akdesini, isim ve sıfatlarının tecellisini sevmesi için nihayetsiz bir muhabbet kabiliyeti koymuştur. Bu ancak iman ve ubudiyetle tatmin olur. Kalp, bu âlemin sahibini tanımaya, bilmeye, ona iman ve itaat etmeye muhtaçtır.

İnsan muhabbetini meşru olmayan şeylere sarf ederse, ızdırap ve acıdan başka bir şey göremez. Bu ızdırap ve acıların başında, sevdiği şeyden karşılık görmeme, karşılık görse bile fâni olduğu için elinden çabuk çıkması gelir ve bunlar o muhabbete, lezzetten çok, elem ve azap katar.

İnsan muhabbet kabiliyetini, ilk olarak kendi nefsine sarf ediyor. Sonra kendine faydası dokunan şeylere sarf ediyor. Yani kendini seven, başkasını bizzat sevemez. Sevse de ancak nefsine ve benliğine  faydası nisbetinde sever. Bu yüzden bencil ve nefisperest insanlar, kendinden başka hiçbir şeyi sevmez ve sevemezler. Şayet menfaatına zıt bir şey görse, onu düşman sınıfından sayar. Böyle bir adamın hakiki manada  Allah’ı sevmesi ancak benlik ve nefis sevdasından vazgeçip, muhabbet kabiliyetini sadece Allah’a tahsis etmesi ile mümkündür.

Kalpte, iki muhabbet beraber bulunmaz. Kalpte hangi muhabbet hâkim ise, diğer muhabbetler mecazi olarak bulunur.

Öyle ise insana verilen bu sonsuz muhabbeti mahlukata verip dağıtmak o muhabbetin veriliş gayesine ihanettir. Bu ihanetin cezası da merhametsiz bir musibettir.

Üstad Hazretleri On Üçüncü Söz’de şöyle buyurur:

"Çünkü beş on senelik gençliğin gayr-ı meşru zevki için, dünyada çok seneler gam ve keder ve berzahta azap ve zarar ve ahirette cehennem ve sakar belasını çeken adam, en acınacak bir halde olduğu halde, اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ sırrıyla, hiç acınmaya müstehak olamaz. Çünkü zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve layık değildir."

"Cenab-ı Hak bizi ve sizi bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin. Âmin."