"Biz ehl-i haliz, namzed-i istikbaliz." Ehli halin kelime anlamına baktığımızda; "Yaşadığı anın kıymetini bilen, onu değerlendiren, haline ve durumuna razı olan" anlamında olduğunu görüyoruz. Burayı nasıl anlamalıyız?


"Vakta ki mazi derelerinde hükümferma olan garaz ve husumet ve meylü't-tefevvuku tevlid eden hissiyat ve müyûlât ve kuvvet idi. O zamanın ehlini irşad için iknaiyat-i hitabiye kâfi idi. Zira hissiyatı okşayan ve müyûlâta tesir ettiren, müddeâyı müzeyyene ve şâşaalandırmak veyahut hâile veya kuvve-i belâgatle hayale me'nus kılmak, burhanın yerini tutardı. Fakat bizi onlara kıyas etmek, hareket-i ric'iye ile o zamanın köşelerine sokmak demektir. Her bir zamanın bir hükmü var. Biz delil isteriz; tasvir-i müddeâ ile aldanmayız."

"Vakta ki, hâl sahrasında istikbal dağlarına daima yağmur veren hakaik-i hikmetin maden-i tebahhuratı efkâr ve akıl ve hak ve hikmet olduklarından ve yeni tevellüde başlayan meyl-i taharrî-i hakikat ve aşk-ı hak ve menfaat-i umumiyeyi menfaat-i şahsiyeye tercih ve meyl-i insaniyetkârâneyi intaç eyleyen berahin-i katıadan başka isbat-ı müddea bir şeyle olmaz. Biz ehl-i haliz, namzed-i istikbaliz. Tasvir ve tezyin-i müddeâ, zihnimizi işbâ' etmiyor. Burhan isteriz."(1)

Üstad Hazretleri burada insanların anlayış ve kavrayış durumlarını mazi, hâl ve istikbal şeklinde üç kısma ayırıyor.

Mazide hükmeden şey garazı, düşmanlığı, üstün gelme eğilimini tetikleyen hissiyatlar, meyiller ve kaba kuvvet idi. Bu zamanda kuvvetli bir hitap, yani hisleri coşturan bir nutuk, insanları ikna etmekte yeterli idi. Zira bu zaman diliminde ispat ve aklın tatmini yerine, hissiyatın okşanması garazın tetiklenmesi yeterli idi.

İstikbalde hükmeden şey ise; ispat, akıl, hikmet, fen ve ilimdir. Bunun neticesinde insanlarda hakikati arama, hakikate aşk, kamu menfaatinin bireysel menfaatin önüne geçtiği bir süreç başlamıştır. En önemlisi de garaz ve düşmanlık yerine, insan sevgisinin öne çıkmasıdır. Bu istikbalde hüküm sürecek değerler bunlardır.

Üstad'ın hâl yani şimdiki zaman dediği dönem ise; bu mazi denilen zaman diliminin son bulmaya başladığı ve hissiyat ve kuvvetin yerine akıl ve hikmetin gelmeye başladığı aydınlanma döneminin giriş sürecidir. Artık insanlar etkili ve tesirli nutukları değil, delilli ve hikmetli nutukları tercih etmeye başlıyorlar. Üstad Hazretleri kendi dönemini mazinin sonu, istikbalin bir başlangıcı ve girişi olarak değerlendiriyor.

Üstad Hazretleri “Biz ehl-i haliz, namzed-i istikbaliz” bu sözleri ile tavrını istikbalden yana koyuyor. Yani maziyi reddedip istikbali alkışlıyor. Evet, düşünce ve meseleleri izah sadedinde de "Eski hâl muhal, ya yeni hâl ya izmihlal..."

(1) bk. Muhakemat, Birinci Makale (Unsuru'l-Hakikat), Sekizinci Mukaddime.

İlgili ders videosu için tıklayınız:
Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Dersleri (9.Bölüm)