"Sizi her sabah yanımda tasavvur edip, kazancımın bir kısmını, bir sülüsünü -Allah kabul etsin- size veriyorum." Üstad, "Nurani şeylerde tecezzi ve inkısam olmaz." dediği halde, sevapların tümünü değil, bir kısmını bağışlıyor?


Nurani şeylerin kendinde değil, tevziinde bir dağılma ve parçalanma olmaz. Yoksa nurani şeylerde de kısımlara ve aksamlara ayrılma olabilir.

İnsanın, ömrü boyunca manevi mahzeninde birçok sevap birikmiştir. Bu mahzene gelen sevapların bir kısmı zekattan, bir kısmı namazdan, bir kısmı oruçtan, bir kısmı güzel ahlaktan, bir kısmı cihattan, vs gelir. Bu da gösteriyor ki sevapları bir bütün, tek bir parça olarak düşünmek yanlış olur.

Allah, mahşerde insanın amellerini  tartarken, hem keyfiyet hem de kemiyet olarak tartacak. Bu da ispat eder ki, sevaplar, hem kısım kısımdır hem de kemiyetlidir. İşte sevap sahibi kişi,  bu sevapların bir kısmını kullanıma açar ya da bir bölümünü hediye olarak dostlarına dağıtır. Sevap hanesinden biri çıktı diye hepsinin çıkması gerekmez.

Bu hakikati iki temsil ile izah edelim: Mesela nurani bir Fatiha okunsa, bu Fatiha yüz bin insana bölünmeden parçalanmadan gidebilir. Ama bende on Fatiha daha var ve bu on Fatiha’nın sadece bir tanesini o yüz bin insana hediye ettim, dokuzu bende kaldı. Bu bir Fatiha çıktı diye, diğerlerinin  de çıkması iktiza etmez.

Yine Kur'an'dan on cüz okudum, bu on cüzden sülüsünü, yani üç tanesini bin adama hediye ettim, bu üç cüz bölünmeden parçalanmadan o bin adama ulaşır. Ama kalan yedi cüz bende mahfuz olarak durur...