"Ve keza, Kur’ân-ı Kerim'in bütün ümmetlere ve risalet-i Muhammediyenin bütün milletlere şâmil olduklarını tasrih etmek üzere..." cümlesini açıklar mısınız?


وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَاۤ اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَاۤ اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِاْلاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ Onlar sana indirilen Kur'an'da, senden önceki peygamberle indirilen kitaplara da inanırlar. Onlar, ahirete de kesin olarak İmân etmiş kimselerdir."

"Ve keza, Kur’ân-ı Kerimin bütün ümmetlere ve risalet-i Muhammediyenin bütün milletlere şâmil olduklarını tasrih etmek üzere, her iki  اَلَّذِينَ ile مُتَّقِينَ ’nin her iki kısmına tansis edilmiştir."(1)

Ayetin muhtasar mealine baktığımızda “Kur’an-ı Kerim’in muttakiler için hidayet olduğu” tasrih edilir. Burada bahsedilen muttakilerin kimler olduğu ise iki ﺍﻠﺫﻳﻥ ile açıklanır. Yani ilk kısımda “gaybe inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.” ile ikinci kısımda, “Onlar, sana indirilen Kitap'a da senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.”

Buradan Kur’anın hidayetine mazhar olanlar Kur’an-ı Kerim’e ve önceki semavî kitaplara da inananlar olduğuna göre, Kur’an’daki hidayet manası Kur’an’ın bizzat tasdik etmesiyle anlaşılıyor ki daha önce indirilen bütün kütüb ve suhuflarda da vardır. O zaman hidayetin Kur’an’dan önceki semavi kitaplarda olduğuna inananlar hidayeti Kur’an’da da bulabilirler. Veya Kur’an’ın hidayet kaynağı olduğunu kabul edenler, daha önceki kitapların da muttakilere hidayet olduğunu bilirler. Öyle ise Kur’an bütün ümmetlere şamildir.

Aynı şekilde madem Kur’an-ı Kerim, Resul-i Ekrem’e (asm) nazil olmasıyla O zatın (asm) risaletini isbat eder. Kur’an-ı Kerim’in muttakilere hidayet olduğunu yukarıdaki kıyas ile kabul eden tüm ümmetler de Kur’an’ın kendisine indirildiği Resul-u Ekrem’i (asm) risaletini kabul etmiş olurlar. Öyle ise risalet-i Muhammediye (asm) bütün milletlere şamildir.

(1) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 4. âyetin Tefsiri.