"Şu kâinatın tılsım-ı muğlâkını açan 'Âmentü billâhi ve bi’l-yevmi’l-âhir' ruh-u beşer için saadet kapısı..." izah eder misiniz?


Allah’a ve ahirete iman; kâinatın sırlarını, akıl ile anlaşılması mümkün olmayan hâdiselerin iç yüzlerini açan ve mânidar kılan bir anahtar gibidir. Bütün sırlar ancak imânın bu iki temel rüknü ile çözülür, mânidar bir şekle bürünür.

Meselâ; ölüm, insanları ebedî olarak yok eden bir idam değildir.  Ölüm, bir daha toplanmamak üzere ceset ve cismin dağılıp sönmesi değildir,  dost ve ahbaplardan ebedî olarak ayrı düşmek  değildir,  kendiliğinden olan ve varlık âlemini dağılmaya götüren fâilsiz bir fiil de değildir..

Ölüm, her fiilin sahibi olan Allah’ın, intizamlı olarak yarattığı bir terhistir, bir mekân değişimidir. Yani meşakkatli ve sıkıntılı dünya hayatından, lezzet ve istirahat yeri olan cennete gitmektir. Ölüm, insanın asıl vatanı olan ebedî saadet yurduna bir sevkiyattır.

İnsanın mahiyetine dikkatle bakıldığında, dünya için değil, âhiret için yaratıldığı anlaşılır. Bekâ aşkı, cami’ fıtrat, nihayetsiz arzu ve emeller dünya için değil, âhiret içindir. Ölüm yüzde doksan dokuz ahbap ve dostların toplandığı berzah âlemine açılan bir kavuşma kapısıdır. İşte ölümün hakikati budur. Bu paragrafta ise; Allah’a ve ahirete imanının ölümün iç yüzünü ve insanlarca çözülemeyen muammasını halleden bir iksir, bir anahtar olduğu ifade ediliyor.

"Evet bütün hakiki saâdet ve halis sürur ve şirin nimet ve safi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır, onlar onsuz olamaz." 

Allah’ı tanımayan ve O’nu sevmeyen gerçek saadete, asıl nimete ve hakiki lezzete ulaşamaz. Demek gerçek saadet Allah’ı tanımak ve O’nu sevmekle mümkündür.

Meselâ; kâinatın Allah tarafından rahmetle ve hikmetle tedbir ve terbiye edildiğini düşünmekte büyük bir lezzet ve saadet vardır. Zira bütün âciz ve zayıf yavruların rızıklarının mükemmel bir şekilde ve vakti vaktine temin edilmesi ve onların güzelce terbiye edilmesi, akılsız, şuursuz ve kör  tabiatın işi olamaz.

Bu harika işleri  tesadüfe ve tabiata havale etmek, kalbi ve ruhu karanlık içinde bırakır.

Demek Allah’a iman esası, şu kâinatın sırlarını açan ve gerçek saadeti temin eden hakiki ve nuranî bir anahtar hükmündedir.  

“Ahiret imanı onlara der: "Merak etmeyiniz, Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek ve parlak bir hayat ve nihayetsiz bir ömür sizi bekliyor. Ve zayi' ettiğiniz evlâd ve akrabalarınızla sevinçlerle görüşeceksiniz. Ve ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş, mükâfatlarını göreceksiniz." diye, iman-ı âhiret onlara öyle bir teselli ve inşirah verir ki; her birinin yüz ihtiyarlık birden başlarına toplansa, onları me'yus etmez.” (Asâ-yı Mûsa)