"O âdil-i Hakîmin pek çok hikmetini bilmediğimiz gibi, şu cüz-i ihtiyârînin kaderle nasıl tevfîk edildiğini bilmediğimiz, olmamasına delâlet etmez." Buna misal verebilir misiniz, kader mevzusuna fazla girmemek mi yoksa derinlemesine incelemek mi gerekir?


Mesela, ruhun mahiyetini ve bütün bedeni nasıl ihata ettiğini bilemiyoruz ama varlığını da inkâr etmiyoruz. Kur’an-ı Kerim ruh hakkında çok az bir malumatımızın olduğunu beyan ediyor. Ruhun varlığına ve bütün bedendeki tasarrufuna milyonlarca alamet varken, mahiyetini bilemiyoruz diye onun varlığını inkâr etmek akıl kârı değildir.

Yine akıl ile beyin arasındaki münasebetin mahiyeti bizce meçhuldür. Şimdi mahiyeti meçhul diye aklı inkâr etmek kabil değildir. Zira aklın varlığına sayısız deliller vardır.

Buna benzer kâinattaki milyonlarca şeyin mahiyetini bilmediğimiz halde varlığını kabul ediyoruz. Demek bir şeyin mahiyetini idrak edememek, inkâr etmeye sebep olamaz.

İrade ve kaderin mahiyeti ve aralarındaki alakanın nasıl olduğu bizce meçhul olsa bile, hem iradenin varlığına hem de kaderin varlığına sayısız işaret ve deliller vardır. Biz irade ve kader arasındaki münasebeti anlayamıyoruz diye inkâr edemeyiz. İnkâr etmek için irade ve kadere işaret eden sayısız delilleri çürütmek lazımdır.