İNFİAL


Risale-i nur’da insanın bir fiil bir de infial ciheti olduğu önemle nazara verilir. Fiil ciheti, insanın kendi irade ve kudretiyle yaptığı işleri ifade eder. İnfial ciheti ise, onun hiçbir hissesi olmaksızın onda icra edilen İlahi icraatlar ve sanatlardır.

İnsan güzel bir resim çizdi mi, onu defalarca seyreder, bazı yerlerini büyük bir hassasiyetle yeniden düzenler. Halbuki insan asıl değerini fiil ciheti dediğimiz, o resmi çizmesindeki maharetiyle değil, infial cihetiyle yani kendisinin bir canlı resim, konuşan resim, düşünen resim, anlayan, heyecanlanan, seven, korkan bir resim olmasıyla almaktadır. İnanan bir insan, Cenab-ı Hakk’ın böyle harika bir eseri olmanın şerefini kalbinde ve vicdanında tadar ve yaşar.

İnsanı arza halife eden, ne yazdığı eserler, ne yaptığı fabrikalar, ne yığdığı servetler, ne de yükseldiği maddî makamlar ve rütbelerdir. Bunların tamamına fiil ciheti diyoruz. Bütün bunlar, Cenab-ı Hakk’ın insana ihsan ettiği gerçek nimetler, şerefler, rütbeler yanında sönük bir gölge gibi kalırlar.

Fabrikasıyla övünen insan, birazcık dikkat etse kendi vücudunun baştan aşağı bir fabrikalar ağı olduğunu görecektir.

“Şeffaf parlak bir zerrecik, bizzat kendi başıyla kalsa bir kibrit başı kadar bir nur içinde yerleşmez. Fakat o zerrecik, Güneşe intisab edip ona karşı gözünü açıp baksa; o vakit o koca Güneşi ziyasıyla, elvan-ı seb’asıyla, hararetiyle hattâ mesafesiyle içine alabilir.” (Mektûbat)

Burada bir fiil, bir de infial ciheti var. Fiil ciheti, aynanın kendiliğinden parlaması, ışık saçmasıdır. Bu yönüyle ayna, bir ışığa sahip değildir. Fiili kabul etme yönüyle güneşin ışığını içine alabilmekte, onunla parlamakta, onunla güzelleşmektedir.

Dikkati çeken bir başka nokta, “mesafesiyle içine alma” olayıdır. Aynanın kalınlığı birkaç milimetre olduğu halde, kendini güneşe karşı tuttuğu anda, bir derinlik kazanır ve yüz elli milyon kilometrelik bir mesafeyi içine alabilir. Birincisi fiil cihetine, ikincisi infial cihetine örnek olabilir.

İnsan, fiil cihetiyle övünmeyi bir tarafa bırakıp infial cihetine bakmalı, kendisinde icra edilen İlâhî fiilleri, ona yapılan ihsan ve ikramları tefekkür etmelidir.