"İmanlarına mükâfat olarak saadet-i ebediyeye ve İslâmiyetlerine ücret olarak dâr’üs-selâma..." Cennet ile dârü's-selam arasında bir fark var mıdır?


Dârüs’s-selâm, cennetin bir sıfatı ve bir başka ismidir; “selamet evi, selamet yurdu” manasına gelir. Buradaki “selamet” kelimesi, öncelikle, cehennem azaplarından kurtulup selamete kavuşma manasına geldiği gibi, bu dünyada çektiğimiz her türlü sıkıntı, hastalık, çile ve meşakkatlerin hiçbirinin, “selamet yurdu olan cennette” bulunmadığını da ders veren müjdeli bir ifadedir.

“Nev-i beşerin en büyük meselesi cehennemden kurtulmaktır.”(1) ve dârü's-selâma kavuşmaktır.

Dârü's-selâma davet edilenler bu kurtuluşun zevkine ermekle kalmayacak, ayrıca nice “ikramat-ı İlâhiyeye mazhar olacaklardır.”

Böylece, cennette her iki zevk, yani “cehennemden kurtulmakla saadete mazhar olmanın zevki”, “gazab-ı İlâhîden kurtulup lütfa mazhar olmanın zevki”, “kâfirlerle, şeytanlarla ve putlarla birlikte yanmaktan kurtulup peygamberlere, salihlere komşu olmanın zevki”, “daimî karanlıktan kurtulup ebediyen nur içinde olmanın zevki” birlikte tadılacaktır.

"İmanlarına mükâfat olarak saadet-i ebediyeye,..":

Üstadımız, “İman bir manevî tûbâ-i cenet çekirdeği taşıyor.” buyurmakla, cenneti imanın bir meyvesi ve neticesi olarak tarif eder. İman, ebedî saadetin kapısıdır. İman olmadan ebedî saadete ulaşmak mümkün değildir. Bazı müminler İslam’ı tam yaşamasalar da kabre imanla göçmeleri şartıyla sonunda ebedî saadete ereceklerdir.

"Ve İslâmiyetlerine ücret olarak dâr’üs-selâma davet ederek,..":

İslamiyet, burada emir ve yasakların tümüyle yaşanması manasında kullanılmıştır. Bu tarzda yaşayan insanlar inşallah azap ve cezaya maruz kalmadan doğrudan cennete gideceklerdir.

Evet, cennet sonsuz güzellikte bir yerdir. Fakat cennet belli bir zaman olsaydı ve neticesinde ayrılık olsaydı, o zaman fazla bir şey ifade etmezdi. Cenneti hakiki cennete çeviren, orada ebedi saadet içerisinde kalmaktır. İşte dârü's-selâm cennete işaret ederken, saadet-i ebediye de orada ebedi kalmayı müjdelemektedir. 

 (1) bk. Şualar, On Birinci Şua, Sekizinci Mesele.