Enbiyâ, 21/104; A’râf, 7/54; Yâsin, 36/53 ayetlerini Üstad’ımız; Kur’ânın yüksek hakikatlerini, şiirin sönük ve basit üslubunun ifade edemeyeceğine delil getirmektedir. Fakat teferruatına ve izahına girmiyor. Bu hususta yardımcı olabilir misiniz?


“O gün semâyı, kitap sahifelerini dürer gibi düreriz.” (Enbiyâ, 21/104)

“O, geceyi, kendisini durmadan kovalayan gündüze bürüyüp örter.” (A’râf, 7/54)

“Tek bir sesledir ki, onların hepsi birden toplanıp huzurumuza getirilirler.” (Yâsin, 36/53)

Bu âyet-i kerîmeler, Allah’ın kudretini, azametini, adaletini çok yüksek bir üslupla ders vermektedirler. Ruhumuzda hayret ve haşyet manaları inkişaf ettiren bu âyet-i kerîmeler, gönlümüze hoş gelen bir şiir üslubuyla ifade edilemezler.

Öte yandan, ibadete ve muameleta ait hükümlerin de konuları itibariyle, şiir şeklinde müzeyyen bir üslupla değil, sade ve kolayca anlaşılacak bir üslub-u mücerretle ifade edilmeleri hikmete daha mutabık düşer. Belki âlemdeki hârika güzellikleri ve hikmetli hâdiseleri ders veren âyet-i kerîmelerin şiir şeklinde olmaları akla gelebilir. Cenâb-ı Hak, o tefekkür âyetlerini de yine âli bir üslupla inzal etmiş, içlerine şiirin hayallerini karıştırmamıştır.