"Yüzde yüz ihtimalle, dalâlet ve sefahet, göz önündeki kabir darağacına ve ebedî haps-i münferidine katî sebep olduğunu" ve "İman, ubudiyet, yüzde yüz ihtimalle o darağacını kaldırıp, o haps-i münferidi kapatıp,.." izah eder misiniz, neden yüzde yüz?


Dalalet ve sefahat, “yüzde yüz” cehennem yoludur. İman ve ubudiyet yolu ise yine “yüzde yüz” cennet yoludur. Yolların sonuçları yüzde yüz ile ifade edilmekle birlikte, bu yolda gidenler için yüzde doksan dokuz nispetinin kullanılması, insanların havf ve reca (korku-ümit) dengesini koruyarak yaşamaları içindir. Yani, bir insan bütün ömrü boyunca günah ve isyan yolunda gitse de henüz ölmedikçe onun için yüzde bir de olsa bir kurtuluş ümidi vardır. Son anda tövbe edebilir ve yanlış yoldan dönebilir. Bir Müslüman da bütün ömrünü iman ve ibadetle geçirse bile yine cennetini garanti görmemelidir, zira yüzde bir ihtimal de olsa ömrünün sonlarına doğru yoldan çıkabilir.

Yeis gibi ucub da tehlikelidir. Yeis, Allah’ın rahmetinden ümit kesmektir. Bu, ayetle yasaklanmıştır. Ucub ise Allah’ın azabından emin olmaktır. Bunlardan birincisi tefrit, ikincisi ifrattır. “Sırat-ı müstakim” olan orta yola göre, insan elinden geldiği kadar isyandan uzak yaşamaya çalışacak, ama bunu başaramadığı takdirde de Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyecek, bir gün ıslah olmayı o sonsuz rahmetten bekleyecektir. Öte yandan, bir insan ne kadar ibadet ederse etsin, yine akıbetinden korkacak, kendini garantide görmeyecektir.

Allah’ın Rahmân, Rahîm, Ğaffar, Settâr gibi cemalî isimlerini düşünmek insanı yeisten kurtaracağı gibi, Aziz, Cebbâr, Celil, Kahhâr gibi celalî isimlerini düşünmek de insanı ucub tehlikesinden kurtarır.

Ömrü günah ve sefahat üzerine geçmiş birisinin de kabir azabı çekmesi yüzde yüze yakın bir ihtimal dairesindedir. Bu inceliğe işaret eden ayetlerden birkaçını şöyle ifade edebiliriz:

“Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.” (Bakara, 2/81)

"İnkar edip de ayetlerimizi yalanlayanlar ise; onlar, ateşin halkıdırlar ve orada süresiz kalacaklardır." (Bakara, 2/39)

"... Kim imanı küfürle değiştirirse, şüphesiz dosdoğru yoldan sapmış (dalalet) olur." (Bakara, 2/108)

"... Allah'a ortak koşan kimse şüphesiz derin bir sapıklığa (dalalete) düşmüştür." (Nisâ, 4/116)

"Allah ve Rasülü bir işe hüküm verdiği zaman, mümin kadın ve erkeğin o işlerinde seçme hakkı yoktur. Kim Allah ve Rasülü'ne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa (dalalete) düşmüş olur." (Ahzâb, 33/36)