Birinci Şua, Şualar kitabında neden en başta değil de kitabın ortalarında; Üstad'ın bu noktada tavsiyesi var mı, yoksa başka bir neden mi var?


Risale-i Nur Külliyatı, müellifin tercihine göre bölümlere ayrılmıştır. Bu bölümlere ayrılmada, şüphesiz bir takım incelikler söz konusudur. Mesela;

• Sözler, otuz üç sözden meydana gelir. Otuz üç adedi, zikir ve tesbihte önemli bir adettir.

• Birinci Söz besmeleyi anlatır. Besmele ile başlamak son derece yerindedir. Zira, besmele her hayrın başıdır.

• İkinci Söz imanı, Üçüncü Söz ibadeti anlatır. İmanın ibadetten önce anlatılması uygundur. Dördüncü Söz ise, en temel ibadet olan namazı anlatır. Zira, namaz dinin direğidir.

• Yirmi Altıncı Söz olan Kader Risalesi başlarda değil, sonlarda yer almıştır. Zira böyle derin bir konu için önce alt yapının hazırlanması gerekir.

• Sözler, Mektubat gibi risaleler daha çok imani konulara, lahika mektupları ise hizmet düsturları gibi sosyal konulara temas eder.

• On Üçüncü Lem’a on üç işaretten meydana gelir. Bu Lem’a Besmele ile beraber on üç ayetten meydana gelen Felak ve Nas surelerini tefsir eder...

İşte bunun gibi Birinci Şua risalesi de sonda yer almasının şüphesiz bir takım hikmetleri mevcuttur.

Birinci Şua, Risale-i Nur'dan haber veren otuz üç ayet-i kerimeyi konu alır.

Ayeti kerimenin ifadesiyle, "... Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır." (Enam, 6/59) deniliyor. Madem Kur'an-ı Kerim böyle buyuruyor. Elbette ahir zamanda Risale-i Nurların yapmış olduğu bu fevkalade hizmetten Kur'an'ımız bigane kalamaz, ondan bahsedecektir.

İşte Risale-i Nur'arı henüz tam okumamış, mahiyetinden habersiz olan bir kısım insanlar, bu eserleri ilk okuduğunda ve Kur'an-ı Kerim'in otuz üç ayetiyle Risale-i Nur'a işaretini gördüklerinde psikolojik olarak itiraza başlayabilirler. Ama altyapıyı hazırladıktan sonra, yani bu eseri baştan sona kadar okuyup sıra Birinci Şua'ya gelip okusa, o zaman hakikaten bu eserlerden Kur'an'ın ve Resulullah (asm)'ın bahsetmesi gerektiği fikri kendilerinde hasıl olur.

İşte bir kısım Risaleleri bu perspektiften değerlendirince, o zaman Risalelerin ve Müellifinin hakikaten ism-i Hakime tam mazhariyetlerini müşahede etmekte ve kişinin bunları takdir etmesi bir gereklilik halini almaktadır.