"Nâkıs ve perişan istidadım elbette lâyıkıyla o mürşid-i hakikînin âb-ı hayat hükmündeki feyzini massedip alamıyor. Fakat ehl-i kalb ve sahib-i halin derecâtına göre, o feyzi, o âb-ı hayatı, yine onun feyziyle gösterebiliriz." İzah eder misiniz?


"O tahayyürde iken, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle kalbime geldi ki: Bu muhtelif turukların başı ve bu cetvellerin menbaı ve şu seyyarelerin güneşi Kur'ân-ı Hakîmdir. Hakikî tevhid-i kıble bunda olur. Öyleyse, en âlâ mürşid de ve en mukaddes üstad da odur."

"Ona yapıştım. Nâkıs ve perişan istidadım elbette lâyıkıyla o mürşid-i hakikînin âb-ı hayat hükmündeki feyzini massedip alamıyor. Fakat ehl-i kalb ve sahib-i halin derecâtına göre, o feyzi, o âb-ı hayatı, yine onun feyziyle gösterebiliriz. Demek, Kur'ân'dan gelen o Sözler ve o nurlar, yalnız aklî mesâil-i ilmiye değil, belki kalbî, ruhî, hâlî mesâil-i imaniyedir. Ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye hükmündedirler."(1)

"Ehl-i kalb ve hâl" Üstad Hazretlerinin bizzat kendisidir ki, Kur’an okyanusundan kabı ve kapasitesi kadar feyiz emiyor ve bu emdiği feyizleri muhtaç gönüllere dağıtıyor. Bu mânaya göre; “Ehl-i kalb ve hal”; Kur’an'dan feyiz almaya liyakat kazanmış ilmî ve manevî kemalat demektir. Yani kalbî ve manevî hali Kur’an'dan feyiz almaya müsait ve mazhar olan âlim ve evliya demektir.

Malum her akıl ve kalb Risale-i Nurlar feyzini Kur’an'dan tahric edemez bu ancak ehline mahsustur ki, bu ehliyet, ehl-i kalb ve hal şeklinde tasvir edilmiştir.

Diğer bir mânaya buradaki ehl-i kalb ve sahib-i hâl, Risale-i Nurların muhatap ve müşterileridir. Kur’an bir feyiz okyanusu, insanlar ise bu okyanustan feyiz bekleyen, ama kendi başına alamayan muhtaç gönüllerdir.

Üstad Hazretleri ise bu okyanus ile muhtaç insanlar arasında bir köprü ya da bir feyiz vesilesidir. Üstad Hazretleri akıl ve kalb kabı ile Kur’an okyanusundan aldığı feyizleri ehl-i kalp ve hal olan insanların seviyesine göre dağıtıyor.

Risale-i Nurlar ise Kur’an’nın feyiz okyanusundan bu asra damlayan birkaç damladır. İnsanlar bu damladan kabına ve kapasitesine göre faydalanıyor demektir.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Üçüncü Mesele.