"Ve fıtri olarak vicdanda şuur ile bizzat hissedilen vicdanıyatın esası, ikinci bir şuur ve niyet ile inkıta bulur." cümlesinde neden vicdaniyatın esası ikinci bir şuur ile inkıta buluyor?


İnsanın iki fıtratı vardır, birisi doğuştan gelen özgün ve hakiki fıtratı, diğeri ise insanın kesbi ve kazanımı ile elde ettiği ikinci suni fıtratıdır. Buna İ’tiyad-i sani de denilmiştir; yani insanın niyet ve iradesi ile teşekkül ettirdiği ikinci fıtrat.

Birinci fıtrat yani vicdani esaslara dayanan hakiki fıtrat, tabii ve doğal halde diyebiliriz; hakkın ve doğrunun bir miyarı ve mizanıdır. Bu bütün insanlarda ortak bir anlayış ve ortak bir seziştir. Bu yüzden insanlığın ortak ve temel ahlaki normları ve kuralları bu özgün fıtri halin bir neticesi bir sonucudur.

İnsandaki ikinci suni fıtrat ise insanın kesbi ve niyeti ile şekillendiği için arızalı ve sunidir. Bu yüzden her insanda bu ikinci fıtrat farklı farklı tezahür eder.

 Bazı insanlar bu ikinci fıtri oluşumu, tabi ve doğal olan fıtrata yakın bir terbiye ve tedbir ile oluşturduğu için iki fıtrat arasında uyumluluk olur. Aralarında bir mutabakat tesis olur ve bu da davranış ve ahlakta güzel neticeler verir. Yani orijinal ve samimi davranışlar sergiler. İslam’ın ve onun terbiye sisteminin fıtri oluşu Müslümanlar üzerinde olumlu ve güzel ikinci fıtratların oluşmasına sebep olmuştur. Bu yüzden İslam alimleri ve evliyaları halis ve fıtri bir güzelliğe sahip olmuşlardır.

Bir de su-i tedbirden dolayı  bazı insanlar farklı inanç ve ideolojilerin de tesiri ile ikinci fıtratları gayet yamuk ve eğri büğrü oluşur. Birinci fıtrat ile ikinci fıtrat arasında bir uyumsuzluk oluşur. Daima biribirleri ile çelişir ve çatışırlar. Genelde ikinci suni fıtrat tabi ve doğal olan birinci  fıtratı ifsat edip bozar. Birinci fıtrat olarak güzel iken, bozuk ikinci fıtratın müdahalesi ile o güzelliği bozar yerine suni ve yapmacık halleri getirir.

Zamanla ikinci bozuk fıtrat birinci tabi ve doğal fıtratı ifsadı ile tamamen dönüştürüp kendi gibi bozuk hale getirir. Artık bu adamın hayra ve güzelliğe kabiliyeti kalmaz. Bütün amelleri yapmacık ve suni olur. Üstad Hazretleri bu manaya fıtratı tefessüh edenler diye işaret ediyor. Artık böyle bozulmuş bir fıtratın doğal hali ifsat ve kötü hallerdir.

Bahsi geçen yerde Üstad Hazretleri bu iki fıtrat tipine şu ibareler ile işaret ediyor: Ve fıtrî olarak vicdanda şuurla bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyetle inkıtâ bulur.

Burada asıl anlaşılması zor olan kısım ikinci fıtratın müdahalesi ile birinci fıtratın tabiliğinin bozulmasıdır. Bu birinci fıtrat şayet tefessüh etmiş bir fıtrat ise artık tekebbür ve kötü haller bunun tabi haline dönüşmüş şeklidir. Böyle olunca bu bozuk fıtrat tabi olarak tekebbür edeceği zaman niyet ile bu tabilik bozulabilir.Tıpkı güzel birinci fıtratın  tevazu halinin ikinci bir fıtratın müdahalesi ile bozulması gibi.

Özet olarak, temiz ve doğal olan birinci fıtratın tabi halini, bozuk ve suni olan ikinci fıtratın müdahalesi bozar. Mesela birinci fıtri hal tevazu kabiliyetinde iken bozuk ve suni ikinci fıtratın müdahalesi ile o tevazu hali gider yerine riya ve gösteriş hali gelir. Yine birinci fıtratı kokuşmuş olan bir fıtrat tabi hali ile tekebbür etme kabiliyetinde iken ikinci suni fıtratın müdahalesi ile o tekebbür halini izale eder yani bir nevi menfi fıtriliğini bozar. Fıtrilik müspet ve menfi iki halde de olabilir.

Yine mutlu ve ferahlı olmaya niyet etmek ikinci bir müdahale olmasından doğallığı bozar, mutluluk ve ferahı kaçırır. Zira mutluluk ve ferahlık fıtri bir haldir, niyet ile elde edilemez. Ama gam ve kedere karşı insan psikolojik olarak kendini alıştırıp hazırlayabilir, o zaman gam ve keder gelse hazırlıklı olduğu için hafif atlatır. Bu yüzden fıtri şeyler önünde suni setler çekmek bir şey ifade etmez. Ama insanın elinde fıtri ahvali bozmak veya özgün halinde bırakmak imkanı vardır, zaten sorumlulukta bundan dolayıdır. Bize düşen görev birinci fıtrat ile sonradan oluşan suni ikinci fıtrat arasında mutabakat ve uyumluluğa yardımcı olmaktır.