Dost, Kardeş ve Talebe için kullanılan "Bu üç tabaka dahi, beni manevî duâ ve kazançlarında dâhil etmek şarttır." ifadesini nasıl anlamalıyız?


Yani, hem dost, hem kardeş, hem de talebe; namaz tesbihatlarında bütün Nur Talebeleri'ni ve Üstadımız'ı ismen zikrederek onları da ortak ettiğimiz gibi, sair dua ve ibadetlerimizde de onları hissedar etmeleri gerektiği ifade edilmektedir. Zira aşağıda da ifade edileceği üzere, Üstadımız da bu üç gruba devamlı dua etmektedir. Duaların karşılıklı makbuliyet şartlarından biri de, dua edene dua etmektir. Üstadımız'a yapacağımız dualar, bu üç gruba yapılmış dualara mazhariyet açısında da ehemmiyetlidir. (1)

Kastamonu Lahikası'nda geçen aşağıdaki iktibaslar da bahsimizi te’yid etmektedir:

"Beşincisi: Geçenki Ramazan'daki hastalık gibi, bu hastalık dahi, fedakâr kardeşlerimin şefkatlerini heyecana getirip, benim hesabıma âmâl-i uhreviyelerinin bir nevi zekâtını vermek; nâkıs, kusurlu sermayemi, birden ona, belki yüze ve bine çıkarmaya sebep olmasıdır."

"İşte böyle bir zamanda, bu dehşetli hadisata karşı, ihlas kuvvetinden sonra bizim en büyük kuvvetimiz, iştirâk-i âmâl-i uhrevî düsturuyla birbirimize kalemlerle, herbirinin âmâl-i saliha defterine hasenat yazdırdıkları gibi; lisanlarıyla, herbirinin takvâ kalesine ve siperine kuvvet ve imdat göndermektir. Ve bilhassa fırtınalı tehacüme hedef olan bu fakir ve aciz kardeşinize, bu mübarek şuhur-u selâsede ve eyyâm-ı meşhurede yardıma koşmak, sizin gibi kahraman ve vefadar ve şefkatkârların şe'nidir. Bütün ruhumla bu imdad-ı maneviyi sizden rica ediyorum. Ve ben dahi, İmân ve sadakat şartıyla, Risale-i Nur talebelerini bütün dualarıma ve manevi kazançlarıma, yirmi dört saatte, iştirak-i âmâl-i uhreviye düsturuyla, bazan yüz defadan ziyade "Risale-i Nur talebeleri" ünvanıyla hissedar ediyorum."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup.

(2) bk. Kastamonu Lahikası, (165. Mektup).