Dördüncü Şua "Hasbiye Risalesi"nde Birinci Mertebeyi anlamakta niçin zorlanıyoruz?


Bu risalenin başında Birinci Mertebe'nin "çok ince ve derin" olduğu ifade ediliyor. Her müellifin eserinde bu türden anlaması zor yerler olabilir. Bu kısmı anlamanın formülü;

"Hem bu birinci mertebe,
- Bana mahsus gayet ehemmiyetli bir muhakeme-i hissî,
- Ve gayet ruhlu bir muamele-i îmanî,
- Ve gayet gizli bir mükâleme-i kalbî suretinde mütenevvi ve derin dertlerime şifa olarak, tebarüz etmiş.

Bana tam tevafuk eden tam hissedebilir, yoksa tam zevk edemez."(1) 

cümlelerinde aranabilir.

Necip Fazıl "Zindandan Mehmede Mektup"u zindanda yazmıştır.
Abdülhak Hamid "Makber" isimli mersiyesini hanımı vefat edince yazmıştır.
Mehmed Akif "Çanakkale Şehitlerine" isimli destanı zafer üzerine yazmıştır...

Bu örneklerden anlaşılıyor ki, bazı şeyleri yazabilmek veya anlayabilmek için, o iklime girmek gerektir. "Kişi hissettiği nisbette yaşarmış." Hissetmeyen zevk edemez.

(1) bk. Şualar, Dördüncü Şua.