"Şahsi farzlardan daha mühim olan nafile nevindeki şeairden,.." cümlesini açar mısınız, "şeair"den maksat nedir?


Şeair; Âdetler, İslâm işaretleri. İslâmlara ait kaideler. Allah'ı anmak, hamdetmek, ezan okumak, İslâmî kıyafet gibi. Bunlara Şeair-i İslâmiye denir. Bütün Müslümanlarla alâkalı mes'eleler ve alâmetler, umumun hissedar olduğu işlerdir.

"Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimmi, İslâmiyyet alâmetleri olan ve şeaire de taalluk eden sünnetlerdir. Şeair, âdeta hukuk-u umumiye nev'inden cemiyete âit bir ubudiyettir. Birisinin yapmasiyle o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemâat mes'ul olur. " (1)

Nasıl "hukuk-u şahsiye" ve bir nevi "hukukullah" sayılan "hukuk-u umumiye" nâmiyle iki nevi hukuk var.

Öyle de: Mesâil-i şer'iyede bir kısım mesâil, eşhâsa taalluk eder; bir kısım, umuma, umumiyet itibariyle taalluk eder ki; onlara "Şeair-i İslâmiye" tabir edilir. Bu şeairin umuma taalluku cihetiyle umum onda hissedardır. Umumun rızası olmazsa; onlara ilişmek, umumun hukukuna tecavüzdür. O şeairin en cüz'îsi (sünnet kabilinden bir meselesi) en büyük bir mes'ele hükmünde nazar-ı ehemmiyettedir. Doğrudan doğruya umum âlem-i İslâma taalluk ettiği gibi, Asr-ı saâdetten şimdiye kadar bütün eâzim-i İslam'ın bağlandığı o nurani zincirleri koparmaya, tahrip ve tahrif etmeğe çalışanlar ve yardım edenler düşünsünler ki, ne kadar dehşetli bir hatâya düşüyorlar. Ve zerre miktar şuurları varsa, titresinler!

Öncelikle şunu ifade edelim; İslam’ın işaretleri olan şeair çok değişiktir. Bazısı farzdır, namaz gibi. Kimi kurban gibi vaciptir. Bazıları da sünnettir; ezan okumak, selam vermek vb. Şeair bütün Müslümanların asırlarca devam ettirdikleri bir gerçektir. Bu sebeple üzerinde Hz. Peygamber (asm)'den günümüze kadar bütün Müslümanların hakkı vardır. Onları ilişmek umumun hakkına tecavüzdür. Şeairin yaşatılması farz-ı kifayedir. Şeair umumun hakkı türünden cemiyete ait bir kulluk vazifesidir. Birisinin yapmasıyla o cemiyetin tamamı istifade ettiği gibi, terkedilmesiyle de herkes mesul duruma düşer.

Bu ehemmiyetten dolayıdır ki, farz ibadetlerde olduğu gibi şeairde gizlemek yerine açıktan yapmak daha faziletlidir. Bunlara riya girmez ve herkese ilan edilir. Çünkü, şeairin gösterilmesi, mü’minlere manevi kuvvet verir, inkarcıların moralini bozar.Şeairin ilanı, İslam’ın manen tebliğidir; İman ve Kur’an’ın gerçekliğini insanlara duyurmak, göstermektir. Onlar üzerinde asr-ı saadetten şimdiye kadar ki bütün Müslümanların hakkı vardır. Müslümanları şeairden koparmaya çalışanların da cinayetleri o nisbette büyüktür.

Şeaire saldıranlar hakkında Müslümanların bazen dehşetli hatalara düştükleri görülür. Bediüzzaman bu durumu, “asrın acip bir hassası” olarak tespit eder. Müslümanların olağanüstü derecede saflığı yüzünden, “dehşetli cani ve binlerce insanın hakkını mahveden adamlardan”, bir tek iyilik görünce, kötülüklerini unutarak onlara taraftarlık gösterdiğini belirtir. Bu ekall-i kalil olan sapık ve azgın kişilerin, safdil taraftar kitlenin marifeti(!) ile haklı çoğunluğa tahakküm etmesini netice vermektedir.

Halbuki, bir insan yalnız kendine yapılan kötülükleri affedebilir. Başkalarının, özellikle umumun hakkından fedakarlık edemez. Aksi halde zulme şerik olmuş olur. Bu türden dehşetli zulümlerden birisi Kur’an ve ezanın aslı yerine tercemesinin okutulmak istenmesidir. Bunlar İslamî şeairin en büyük ve mukaddes olanlarıdır.

Sübhanallah, elhamdülillah gibi câmi kelimeler, selamın lafızları, besmele, maşaallah, barekallah gibi hayret ve takdir ifadelerinden, takva, tevekkül gibi kelimelere kadar bir çok şey, İslam işaretlerine (şeair) girer.

Minareler, mezar taşları, medreseler, çeşmelerdeki kitabeler de bu manada birer İslam nişanıdır. Bize Allah’ı, Kur’an’ı, İslamiyet gerçeğini hatırlatır. Müslüman isimleri, güzel Türkçe’mize yerleşen bazı deyimler, atasözleri içinde erimiş olan bazı vecizeler de buna dahil edilebilir...

(1) bk. Lem'alar, On Birinci Lem'a.