"Muasırlarımız üçüncü asrın nihayetinden on üçüncü asra kadar geçmiş olan asırların fihristesi veyahut enmûzeci veyahut melez bir kavimdirler. Hattâ bu zamanın çok bedihiyatı, onlarca mevhumat sayılır." izah eder misiniz?


"Eğer sual edersen: Senin bu telâşın ve ulûm-u mütearife hükmüne geçen şeylere burhan getirmeye ne lüzum vardır? Zira telâhuk-u efkâr ve tecârübün keşfiyatıyla meydan-ı bedahete gelen mesaile burhan getirmek, malûmu ilâm demektir."

"Cevaben derim: Maatteessüf, benimle şu zamanın kıt'asında iştirak eden cümlesi, eğer çendan sureten on üçüncü asrın evlâdıdırlar, fakat fikir ve terakki cihetiyle kurun-u vustânın yadigârlarıdırlar. Güya muasırlarımız üçüncü asrın nihayetinden on üçüncü asra kadar geçmiş olan asırların fihristesi veyahut enmûzeci veyahut melez bir kavimdirler. Hattâ bu zamanın çok bedihiyatı, onlarca mevhumat sayılır." (1)

Benimle bu asırda bulunanlar, görünüşte 19. Yüzyılın insanlarıdır; lakin kafa ve fikir bakımından Orta Çağın bağnaz ve taklidi içinde yaşıyorlar. Yani orta çağın karakteri olan taklit ve taassup ile meselelere bakıyorlar. Çağdaşımız olan bu zaman insanları, üçüncü asırla bu asır arasında gelişmiş ve yerleşmiş olan; taklit ve taassubu esas alıyorlar ve olaylara bu zaviyeden bakıyorlar. Bu sebeple benim zahir ve malum gibi görünen nasihatlerim, bu insanlara tam ve mutabık reçetelerdir. Zannettiğiniz gibi malumu; tekrar bilineni iddia etmek değildir.

Bu zamanın terakki ve eğitim seviyesi ile açık bir hale gelen meseleleri, birçok Orta Çağ zihniyetli insanlar kabullenmekte zorlanıyorlar. Aya nur nazarı ile bakıp oraya çıkılmasının imkansız olduğunu kabul eden bir çok bağnaz, halen bu asırda bulunmaktadır. Bu gibi köhne ve hayali din anlayışına cila vurmak için zahir meseleleri ders vermek, lüzumsuz bir tekrar değil; aynı hikmet ve adalettir. Muhakemattaki birtakım malum ve zahir kaidelere bu nazarla bakmak yerinde olur, yoksa lüzumsuz bir tekrar ya da bilineni dillendirmek değildir.

“Hattâ bu zamanın çok bedihiyatı, onlarca mevhumat sayılır.” ibaresinde ise; bu asrın terakki ve tekamülü ile açık ve zahir hale gelen meselelerine halen şüphe ve evham içinde bakan tutucu ve bağnaz zihniyetlerin olduğuna işaret ediyor.

Mesela; "Dünya öküz ve balık üstündedir." hadisini, zahiri üzere anlayan zihniyet, uzayı inceleyen ve görüntüleyen kati bilimsel verileri halen vehim kabul etmesi, buna bir misal teşkil edebilir.

(1) bk. Muhakemat, Mukaddeme