"Onu yazan veya yazdıran, Risale-i Nur talebesi ünvanını alır." cümlesine göre; Nur Talebeliğinin şartı yalnız yazmak mı?


Risaleler başta tümüyle Hatt-ı Kur'ânla yazıldı. Ama daha sonra daha geniş kitlelerin faydalanabilmesi için Latin harfleriyle basımı yapıldı. Risalelerin önemli bir görevi Hatt-ı Kur'ân'ı muhâfazadır. Kur'ân yazısı ve üslubunun korunması adına önemli bir hizmettir.

Herkese ısrarla "Yazınız" demek yanlış olduğu gibi, "Hatt-ı Kur'ân'la yazmak dönemi geçmiştir." demek de o kadar yanlıştır.

Osmanlıca gibi bir dilin muhâfazasını netice veren bir gayreti yanlış göremeyiz. Böyle zengin bir dil, geçmişimizi muhâfaza eden bir mahfâza gibidir. Bu mahfâzayı korumak adına yapılan bir fâaliyeti takdirle karşılamak icâb eder.

"Risaleler mutlaka Hatt-ı Kur'ân'la yazılmalı, aksi takdirde onlar Risale değildir ve Latince yazanlar, Nur Talebesi olamazlar." gibi bir durum ve tavır da ancak va ancak tâassub eseri olabilir. Böyle bir yaklaşım, vesileyi gâyeden daha üstün tutma ve gâyeyi vesileye fedâ etmek gibi bir yanlışı netice verir. Yazıya tahşidât yapmak, okumaya önem vermemek demek değildir. Kur'ân'ın ilk emri "Oku" dur. Ancak başka âyette de, "Kalemle ilmi öğreten odur" demekle yazmaya da dikkat çekiyor.

Nitekim başka Risalelerde de talebeliğin ölçüsü olarak okumayı da şart koşuyor. Yazanlara gelen sevapların onlara da geleceğini ifâde ediyor.

"'Hiç olmazsa işleri ve vazifeleri olmadığı vakitlerde, beş on dakika dâhi olsa Risale-i Nur'u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir miktar meşgul olsalar, hakikî talebe-i ulûmun sevaplarına ve şereflerine mazhar oldukları gibi, İhlâs Risalesinde yazılan beş nev'i ibâdete de mazhar olurlar. Hakikî ilim talebeleri gibi, onların mâişetlerini temin hususundaki âdi muâmeleleri de bir nev'i ibâdet hükmüne geçebilir.' diye kalbe ihtar edildi. Ben de kardeşlerime beyan ediyorum."(1)

(1) bk. Emirdağ Lâhikası-II, (77. Mektup).