İrâdemiz Mahlûk mudur?


İrâde-i cüz’iyye hususunda dikkat edilecek önemli nokta şunlardır:

İnsan, imtihâna tabi tutulabilmesi için, cüz-i iradeye sahip olması gerekir.

Bu cüz-i irâdenin, mahlûk olup olmama mevzuu ihtilaflıdır.

Eşâri'ye göre; irâde-i cüz’iye mahlûktur ve mevcuttur. Ancak bundaki tasarruf mahlûk değildir ve kulun tensibine bağlıdır.

Maturudi’ye göre ise; cüz-i irâde mahlûk değildir ve irâdedeki tasarruf tamamen kula âittir.

Burada, farklı fikir ve kanaatlerin sebebi, ehl-i sünnet mezhebinin itikatta imamları olan, her iki imamın farklı düşünceleri kabul etmeleriyle alakalıdır. Her iki imamın da fikirleri itikâden doğrudur. Her hangi bir kimse, iki imamın görüşünden birini tercih edip, irâdeye o açıdan bakabilir. Bunun kader anlayışına muhâlif bir tarafı yoktur.

Nitekim nakledilen zevâtın bazıları Eşâriyi, bazıları da Maturidi'yi tercih etmişlerdir.

Buraya kadar olanı, kader meselesinin teknik boyutudur. Her iki imam, bu teknik meselede farklı görüşler ifade etmesine rağmen, bir noktada ittifak etmişlerdir; o da insanın tasarruf edebileceği bir şeyin bulunmasıdır. Bunda ittifak vardır.

Her iki imam arasındaki ince fark şudur:

İmam-ı Eşâri; irâdenin mevcut ve mahlûk olduğunu, tasarrufunun tamamen kula ait olduğunu kabul ediyor. Bu tasarrufu, itibâri olarak kabul ediyor.

İmam-ı Maturidi ise; cüz-i irâdenin tamamını mahlûk ve mevcut kabul etmiyor. Bu sebeple Allah’a vermeyip, kula veriyor. Bu irâdenin tamamını, itibâri olarak değerlendiriyor.

İşte bizim dikkat edeceğimiz nokta, her iki imamın da mevcut ve mahlûk kabul etmediği ve bu sebeple Allah’a vermeyip, varlığını kula verdiği noktadır.

İşte bu nokta, birinde irâdenin tamamıdır, diğerinde ise irâdenin sadece tasarrufatıdır.

Dolayısıyla Ehl-i sünnetin irâde konusunda telakkileri arasında fazla bir fark yoktur.