“Nasılki ziya ecsamın görülmesine sebebdir ve renklerin -bir kavle göre- sebeb-i vücududur. Öyle de: Hayat dahi, mevcudatın keşşafıdır. Keyfiyatın tahakkukuna sebebdir.” Hayatın “mevcudatın keşşafı ve keyfiyatın tahakkukuna sebep olmasını” açar mısınız?


Mevcudatın keşşafı: Eşya ışıkla göründüğü gibi, varlıkların görevleri ve keyfiyetleri de hayatla bilinir.

Bu hakikat dersini mütalaa ederken, önce hayatsız bir kâinat hayal edelim ve mevcudatın bu cansız âlemde ne görev üstlendiğine bakalım.

Meselâ, güneşi düşünelim. Onun hararetine ve ışığına bir göz atalım. Böyle hayatsız bir âlemde; ne ısının bir mânası olur, ne de ışığın. Atmosferi düşünelim. Nefes alıp vermenin ve böylece kanın temizlenmesinin söz konusu olmadığı bu âlemde; hava unsuruna da bir mâna veremeyiz.

Dünyanın eğiminin mevsimlerin meydana gelmesine vesile kılındığını hatırlayalım. Hayatsız bir âlemde kışla yazın, ilkbaharla sonbaharın bir farkı olmayacağını düşünelim. Örnekleri artırabiliriz...

Bütün bu varlıkların özellikleri ve vazifeleri; ancak hayat ile keşfedilebilir, anlaşılabilir. Bunlar hayata hizmet etmeleriyle bir keyfiyet kazanırlar, bir mâna yüklenirler.

Keyfiyet; “nitelik, kalite, bir şeyin iyi veya kötü olma ciheti” gibi mânalara geliyor ve kemiyetin zıddı olarak biliniyor. Meselâ, hayat olmayınca iyi ve kötü, faydalı ve zararlı, karanlık ve ışık, sert ve yumuşak, hareket ve sükûn gibi özellikler tamamen mânasız olurlar, bir şey ifade etmezler. Keza, keyfiyetin kemiyet üzerinde bir üstünlüğü de kalmaz. Güneş örneği üzerinden konuşacak olursak, on iki gezegen kemiyeti ifade eder, güneş ise bunların bağlandıkları merkezdir, keyfiyettir. Hayat olmayınca; bu sistemde güneş ile gezegenlerin, çevirenle çevrilenin, ışık verenle alanın bir farkı kalmaz...