Risale-i Nur hizmetinin bu memleketi İkinci Cihan Harbine sokmadığını okuyoruz. Bunu nasıl anlamalıyız? Zahiren abartı gibi gözüküyor. İkinci Dünya Savaşı'na girmeyişimizin asıl nedeni nedir?


Kâinatta olan biten bütün hadiselerin ve olayların iki yüzü vardır. Biri zahiri, yani olayların sureti, dış görünüşü; diğeri ise, batini, yani,olayların içyüzü olan gerçek yüzüdür.
 
Kâinatta asıl ve gerçek olan, olayların iç cephesi ve içyüzüdür. Yani, Allah’a bakan ve onun emir ve iradesinde takip ettiği gaye ve maksatlar, işlerin asıl yüzüdür ve hükümler de buna göre icra edilir. Diğer sebepler ise, işin bahanesi ve teferruatıdır.

Bu zamanda insanların aklı, kalbi, madde ile çok hemhal olduğundan, manevi sebepleri kabullenmekte zorlanıyorlar.

Mesela, kâinata bakıyoruz, bütün bu, ucu bucağı görünmeyen alemlerin, bir tek zatın duası veya kulluğu hürmetine yaratıldığını, maddi cepheden bakarsan abartı gibi gelir, kabullenmekte zorlanırız.  Ama manevi, yani, içyüzünün penceresi ile bakarsan, gayet mutabık olduğu anlaşılır. Nitekim,
Sen olmasaydın ben âlemleri yaratmazdım.”(1)
hadis-i kudsisi de bu manayı teyid etmektedir.

Allah katında, değil dünya harbi, bütün kâinatın madde boyutu  ve Allah’a bakmayan yönü ile hiçbir ehemmiyeti yoktur.
“Dünyanın benim yanımda bir sinek kanadı kadar kıymeti yoktur.”(2)
hadis-i kudsisi, varlığın Allah’a bakmayan yönünü nazara vererek ifade edilmiştir.

Onun katında en mühim iş, kulluktur. Kulluk olmasa, varlığın anlamı kalmayacak ve kıyamet kopacaktır. Bizim harbimiz, dünya boğuşmalarımızın, onun katında değeri, sinek kanadı kadar yer tutmaz. Bir beldede veya vilayette veya ülkede kulluk varsa, her şey onun hürmeti üzere planlanır. Ve ona göre şekillenir. bu işin içyüzü böyle işler.

O dönemde,  yani İkinci Dünya Harbinde, Anadolu'da, İslam’ın üstünde müthiş bir zorbalık ve baskı vardı. Ve şartlar çok ağır, kulluk azalmış, Allah’a kulluğu gaye  edenler takip altında ve kulluğa teşvik edenler ise mahkemelerde soluk almaktadydılar. Bir avuç insanın dışındaki Müslümanlar, ya susmuş ya susturulmuş ya da perde altında kalmışlardı.

Böyle olunca, işin manevi dengelerini koruyan ve kadere fetva verdiren konumunda olan Nur Hizmetleri olduğu çok açıktır. Bu yüzden, Allah, şu hizmetin hürmetine, şu belayı def etti dense,  gayet mutabık bir mana olur.

Bazen, Allah, bir kulun hürmetine, kavimleri helak ediyor ya da kavimleri iyha ediyor.

Bunun misalleri Kur’an'da çokça zikredilmiştir. Her şeyi sebeplerde aramak ve görmek, esbap perestliğin başka bir boyutudur.  Dönemin idarecilerinin tedbiri  ve dikkatleri ile memleketin harpten kurtulması, sebepler noktasında doğru olsa bile, hakikat noktasında ve içyüzdeki boyutunda, milyonlarca talebesi olan Nur Hizmetinin bereketi ve duası ile harp den kurtulduğumuz ifade edilmiştir.
 
Dipnotlar:

(1) bk. Ali el-Kâri, Şerhü’ş-Şifâ, I/6; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, II/164.
 
(2) bk. Tirmizi, Zühd: 13; el-Hâkim, el-Müstedrek, IV/306.