"Allah'ın, kimseye kaldıramayacağı yükü yüklememesi" durumu Risalelerde nasıl tefsir edilmiştir?


Bu ayetin mufassal bir tefsiri ve izahı Risale-i Nur’da geçmiyor. Lakin Risale-i Nurlarda işarî ve remzî olarak mesajlar bulunabilir. Kadere iman, teslim ve tevekkül, sabır, marifet, imtihan, ibadet gibi birçok hakikat bu mesele ile doğrudan ya da dolaylı olarak alâkadardır. Risale-i Nurlar bu meseleyi kâfi derecede beyan ettiği için o noktaları mütalaa etmekte fayda vardır.

Allah insanları bir tarağın dişleri gibi eşit yaratmamış; herkese farklı bir fıtrat vermiştir. İlâhî hikmetleri tartmak ve anlamak insanın altından kalkacağı şeyler değildir. Ayette ifade buyurulduğu gibi; "Allah hiçbir nefse kaldıramayacağı yükü yüklemez." (Bakara, 2/286) 

Allah, hiçbir mahlûkuna kaldıramayacağı teklifi ve mes’uliyeti yüklemez. Bunun böyle olduğuna ayrıca kâinatta cari olan ölçü, adalet ile muamele, intizam ve ahenk gibi fiiller de şahittir. Allah mahlûkatı sınıf sınıf yaratmış ve hepsini ayrı vazifeler ile mücehhez kılmıştır. Vazifesinin ağırlığına göre de güç ve kuvvet vermiştir. Mesela inek, deve, koyun gibi mahlûkların vazifesi et ve süt vermektir, cüsseleri de bu vazife ile mütenasip olarak yaratılmıştır. At, eşek, deve, katır gibi hayvanların vazifesi ise yük taşımaktır ve vücutları buna göre tanzim edilmiştir. Her mahlûkun vazifesi ile bedeni arasındaki mutabakat Allah’ın ne kadar hikmet, adalet ve rahmet ile iş gördüğünün isbatıdır.

Aynı şekilde yırtıcı ve vahşi hayvanların da bir vazifesi ve buna uygun vücutları vardır. Allah onlara da ayrı bir vazife takmıştır. Bunların vazifeleri ise ekolojik dengeyi muhafaza için zayıf ve hastalıklı hayvanları yemektir. Ot obur olan hayvanların içindeki zayıf ve hastalıklı hayvanlar, türlerini tehdit eden birer unsurdurlar. Hem ekolojik dengeyi muhafaza hem de diğerlerinin sağlıklı olabilmeleri için Allah vahşi hayvanları onlara musallat etmiştir. Bu kaide bütün neviler için geçerlidir. İşte vahşi ve yırtıcı hayvanlar bu zayıf ve hastalıklı hayvanları yemekle o türlerin zinde ve sağlıklı kalmalarını temin ediyorlar.

Bu yırtıcı ve vahşi hayvanlar bazen haddini aşarak sağlam hayvanlara ve onların şefkate muhtaç yavrularına saldırıp, onları parçalıyorlar. Yani yaradılış gayelerine zıt hareket edip gaddarlık yapıyorlar. Allah da buna mukabil onları ekseriyetle fıtrî kanunlar dâhilinde cezalandırıyor.

"BEŞİNCİ MESELE: Dünya madem fânidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahipsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerîm bir müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır. Hem madem لاَ يُكَلِّفُ اللهُ نَفْسًا اِلاَّ وُسْعَهَا sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır."

"Elbette, en bahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin."(1)

(1) bk. Mektubat, On Altıncı Mektup.