"Hem hiç mümkün olur mu ki, nev-i insanı şuurca kesrete müptelâ, istidatça ubûdiyet-i külliyeye müheyya suretinde yaratıp, muallim bir rehber vasıtasıyla onları kesretten vahdete yüzlerini çevirmek istemesin?" İzah eder misiniz?


İnsanın fıtratında çok hissiyatlar ve cihazlar vardır. Bunların bir kısmının yönü nefis, heva, akıbeti düşünmeyen kör hissiyatlar gibi kesrete, yani mâsivayadır. İnsanın şuur ve nazarını meşgul edecek çok arızalar ve marazlar da bu âlemde mevcuttur. Ama bunun yanında, kabiliyet olarak, mahlûkat içinde, Allah’a kul olmakta en cami’ ve küllî varlık da insandır. Bu yüzden insanların yüzünü kesretten vahdete, fenadan bekaya, mâsivadan Allah’a döndürecek bir nebi ve bir din lazımdır.

Bütün dinler ve peygamberler bunun için gönderilmiştir. Şayet dinler ve peygamberler olmasa idi, insanlık, kesretten vahdete, yani mahlûkattan Allah’a yönelemeyeceklerdi. Akıl ve kalpleri fani şeylerle oyalanacak ve bâd-i hevâ zayi olup gidecekti.

İnsanlığı batıldan hakka, yanlıştan doğruya, dalâletten hidayete, elemden saadete, kesretten vahdete çevirecek ve sevk edecek yegâne saik, din ve peygamberdir.