"Kanaatle malı talep et, tâ çok gelsin." Kanaat ile istemek nasıl olur? Kanaat eden zaten elindekine kanaat etmek niyetini taşırken başka mal istemez ki zengin olsun?


Kanaat, sebeplere değil, neticeye olur. İnsan kendisine verilmiş olan maddî ve manevî cihazlarını, zahirî ve batınî duygularını, fıtratına konulan istidadını inkişaf ettirmesi, çalışıp çabalaması kanaatsizlik değildir. Ama Allah, hikmeti icabı çalışıp çabalayan, sebeplere teşebbüs eden kişiyi de arzusuna nail etmeyebilir. İşte o zaman tam teslimiyet ile kanaat etmek gerekir. Şayet "Bu benim hakkımdı, neden vermedi" diye sızlanılır, hakkına rıza gösterilmezse, bu kanaatsizlik olur. O şey onun hakkı imiş gibi hak dava etmek, şikâyet tarzında itiraz etmek ve Allah’ın verdiğini beğenmemek; kanaatsizliktir, takdire razı olmamaktır ve kaderi tenkittir.

Sebeplere uymak, çok çalışmak ve çabalamak, ama buna rağmen verilen neticeye de tam teslim olmak Allah’a iman ve tevekkülün, kanaat ve himmetin muktezasıdır. Kanaat ile himmet birbirinin zıddı ve rakibi değil, kardeştirler. Kanaat ve himmetin zıddı ve rakibi hırs ve tembelliktir.

Üzerine düşeni yapıp neticeye kanaat eden kişi; "Allah neden az verdi, ya da neden vermedi?" deyip şikâyet etmez. “Demek ki hakkımdan hayırlı olan bu imiş” der ve neticeye rıza gösterir. İnsanın arzu ve hedeflerine kavuşmak için çalışıp çabalaması kanaat ve teslimiyete zıt değildir. Hırsın ve kanaat etmemenin de çalışma ve çabalama ile bir alâkası yoktur. Öyle ise kanaat, istememek değil, sebeplere müracaat ettikten sonra neticeye teslim olmak demektir.

Dünya malını kanaat ile talep etmek, sünnetullah kanunlarına riayet ettikten sonra neticeye rıza ve teslimiyet göstermektir. Dünya malını hırs ile talep etmek ise kâinattaki tertip ve kaideleri hiçe sayıp, doğrudan neticeyi talep etmektir ki, bu asla mümkün ve makbul değildir.