"Birinci suretteki adam, faraza hubbu cahı kalbinden çıkarmazsa, fakat ihlâsı ve rıza-yı İlâhîyi esas tutmak ve hubbu cahı hedef ittihaz etmemek şartıyla,.." İzahı; bir kişide "hubb-u cah" ve "ihlas", nasıl birlikte barınabilir?


Her insan farklı fıtratlarda yaratılmıştır. Kimisinde cimrilik damarı ağır basarken, kimisinde de eli açık ve cömert bir fıtrat ağır basabiliyor. Bazılarında da kendini sevdirme damarı, başkasının takdirini kazanma duygusu ağır basabilir. İşte kendisinde bu duygu ağır basan insan için, Üstad bir çıkış yolu gösteriyor ve o duygunun yönünü değiştir, diyor.

Yani, "Madem teveccüh arıyorsun, sevilmek beğenilmek istiyorsun; öyle şeyler yap ki, Allah, Peygamber (asm) ve büyük zâtların teveccühünü ve iltifatını kazanasın."

Bu duygunun varlığı günah değildir; onu yanlış yerlerde kullanmak günahtır. Zira insanda adavet, nefret ve şehvet duygusu vardır. Bu duygular kontrol altına alınmak ve meşru dairede kullanılmak şartıyla bir mahsuru olmadığı gibi, sevabı da vardır. İşte hubb-u cah duygusunu da bu zaviyeden değerlendirmek lazımdır. Bu konu için Dokuzuncu Mektub'a bakılabilir.