"Semâvâtın, melâike ile tesmiye edilen münasip sakinleri vardır. Çünkü, küre-i arzın semâya nisbeten küçüklüğü ve hakaretiyle beraber zevilhayatla dolu olması, semâvâtın o müzeyyen burçları zevil-idrak ile dolu olmasını tasrih ediyor..." izahı?


Kainat, cismani olarak insan için çok geniş ve büyük bir mekandır. İnsan, kainat içinde adeta bir zerre mesabesindedir. Halbuki kainatın çok mekan ve tabakalarını Allah gayet mükemmel bir derecede süsleyip hikmetli bir şekilde tanzim etmiştir. Süslemek ve hikmetli tanzim etmek fiilleri ise takdir ve tahsin edici nazarları ister ve gerektirir. İnsan ise bu takdir ve tahsin etme işinde yetersiz kalıyor. Bu yüzden Allah, kainatın o geniş ve mükemmel alem ve tabakalarını şuur sahibi sakinlerle donatmıştır. Yani kainatın her karışı için orayı seyredip, Allah’ın sanat güzelliklerini övüp ibadet edecek mahluklarla doldurmuştur.

Dünya gibi semavata nispeten harabe bir yerde, her taraf hayat ve şuur sahibi varlıklar ile donatılsın, ama dünyaya nispeten saraylar gibi güzel ve parlak olan semada, şuur sahibi varlıklar olmasın. Bu durum Allah’ın hikmetine zıt bir durum olur. Bu yüzden Allah, kainatın her yerini takdir ve tahsin edici mahlukları ile doldurmuştur ki, bu mahlukların şeriattaki adı melek ve ruhanilerdir. İşte bu pasajda anlatılmak istenen ana tema budur.

İlgili kısım için tıklayınız:
Şualar, On Birinci Şua, Dokuzuncu Mesele