Şeytan son nefeste imanımızı almaya geldiğinde, Peygamber Efendimiz imadadımıza yetişecek mi? Son anımız nasıl olacak, can verirken Azrail (as) bize nasıl gözükecek? Risalelerde bu konu nasıl anlatılıyor?


Allah; Peygamber Efendimiz (asm)'e ve onun sünnetini takip eden evliya ve alimlere şefaat hakkını bahşetmiştir. Ehl-i sünnet inancında Peygamber Efendimiz (asm)'in ve onun izinde giden mübarek şahsiyetlerin hayat yolculuğunun her aşamasında  şefaat hakları vardır. Bu mülahaza ile meseleye baktığımız zaman insanın en önemli anı olan ölüm anında  Peygamber Efendimiz (asm)'in imdadı ve şefaati elbette olacaktır. Yalnız bu şefaati hak etmemiz için onun sünnetine yapışmamız iktiza eder.

Azrail (as) insanlara amelleri nispetinde görünür. Yani itikadı ve ameli iyi olanlara güzel itikadı ve ameli kötü olanlara çirkin ve korkutucu görünür. Burada temel ölçü insanın iman ve amelinin iyi olup olmamasıdır. Bu meseleye şu rivayet ışık tutar mahiyettedir: 

"Rivayete göre İbrahim (A.S.), ölüm meleğine; 'Bana kötü insanların ruhunu aldığın surette görün.' dedi. Melek: 'Sen bu sureti görmeye dayanamazsın.' dedi ise de İbrahim (A.S.) ısrar ederek: 'Dayanırım.' dedi. Azrail (A.S.) ; 'Yönünü dön.' buyurdu. İbrahim (A.S.) döndü ve Azrail (A.S.)'i görünce, onu kapkara, saçı sakalı karışmış, pis pis kokar, siyah elbiseli, ağız ve burun deliklerinden ateş ve dumanlar fışkırır vaziyette gördü. Buna dayanamayarak düşüp bayıldı. Ayılınca Azrail (A.S.)'i eski suretinde gördü ve ona: 'Bir günahkara, senin suratını görmek yeter. Başka bir azap ile karşılaşmasa da senin o suratın azap bakımından onun için yeterlidir.' dedi. İbrahim (A.S.) bu sefer: 'Bana iyilerin ruhlarını aldığın surette görün.' dedi ve meleği güzel bir surette görünce de: 'İyiler için mükafat olarak seni bu surette görmeleri yeterlidir.' demiştir."

"İşte asilerin karşılaşacağı ve itaat edenlerin kurtuldukları zorluklar bunlardır. Allah-u Zülcelal'e itaat edenler Azrail (a.a.)'i en güzel surette görürler. Amel defterlerinin kapatıldığı son anda, ölenin amelini yazan iki melek de ona görünürler. Ölen iyi kimse ise melekler ona: 'Allah-u Zülcelal seni hayırla mükafatlandırsın. Sen bizi salih ameller yazmakla meşgul ve mutlu ettin.' derler. O kötü kimse ise, melekler ona: 'Allah-u Zülcelal seni şerle cezalandırsın. Sen bizi kötü şeyler ve günahlar yazmakla meşgul ve mutsuz ettin.' derler."

"Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurmuştur: '"Biriniz ni'met ve azap göreceğini öğrenmedikçe ve cennet ya da cehennemdeki yerini seyretmedikçe ölmez.'"
(1)

Bir kimsenin kendisini ölüm sekeratından selametli bir şekilde muhafaza edebilmesi için, o vakit gelip çatmadan önce, Allah-u Zülcelal'in emir ve nehylerini yerine getirmeye gayret ederse, inşallah rahat ve güzel bir şekilde bu dünyadan ayrılır. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

"O kimseler ki, melekler onların ruhunu rahat ve hoş bir şekilde alırlar." (Nahl, 16/32)

Hasan-ı Basri şöyle demiştir: "Mü'minin rahatlığı, ancak Allah-u Teala'ya mülaki (kavuşacağı) olacağı zamandır."

Demek ki, mü'minin emin olduğu, neşeli ve en sevinçli günü, öldüğü günüdür...!
Sorularla İslamiyet

Bediüzzaman'ın bu hakkında şunları ifade etmektedir:

“'Herkes gibi ben dahi muhakkak gireceğim' diye mezarıma hayalen girdim. Ve kabirde yalnız, kimsesiz, karanlık, soğuk, dar bir haps-i münferitte, bir tecrid-i mutlak içindeki tevahhuş ve meyusiyetten tedehhüş ederken, birden Münker ve Nekir taifesinden iki mübarek arkadaş çıkıp geldiler. Benimle münazaraya başladılar. Kalbim ve kabrim genişlediler, nurlandılar, hararetlendiler. Âlem i ervâha pencereler açıldı. Ben de, şimdi hayalen ve istikbalde hakikaten göreceğim o vaziyete bütün canımla sevindim ve şükrettim."

"Sarf ve nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip, kabirde Münker ve Nekir’in: “Men Rabbüke” (Senin Rabbin kimdir?) diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip nahiv ilmiyle cevap vererek, “Men mübtedâdır, Rabbüke onun haberidir. Müşkül bir meseleyi benden sorunuz, bu kolaydır” diyerek, hem o melâikeleri, hem hazır ruhları, hem o vâkıayı müşahede eden orada bulunan bir keşfü’l-kubur velîsini güldürdü ve rahmet-i İlâhiyeyi tebessüme getirdi. Azaptan kurtulduğu gibi, Risale-i Nur’un bir şehid kahramanı olan merhum Hâfız Ali, hapiste Meyve Risalesini kemâl-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip kabirde melâike-i suale mahkemedeki gibi Meyve hakikatleriyle cevap verdiği misillü, ben de ve Risale-i Nur şakirtleri de, o suallere karşı Risale-i Nur’un parlak ve kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve şimdi mânen cevap verip onları tasdike ve tahsine ve tebrike sevk edecekler inşaallah."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. İbn Ebi'd-Dünya.
(2) bk. Şualar, On Birinci Şua, On Birinci Mesele.