Eddai'nin İzahı ve Yorumu Nasıldır?


ED-DÂΠ ( DAVETÇİ )

(*) "Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde Said'den yetmiş dokuz emvat (**) bâ-âsâm âlâma."

Meali: Yıkılmış bir mezarım ki, içinde Said’den yetmiş dokuz cesed, günahlarıyla ve elemleriyle yığılmıştır.

Birinci Mısra İzah: Üstat burada her seneyi bir mezar taşı olarak tasvir ediyor. Dipnotta izah edildiği gibi insan vücudu altı ayda bir tazelendiği için, vücut altı ayda bir ölür, sonra tekrar yeniden dirilir. Üstat her altı ayda ölen cesedini mezara atılmış bir taş kabul ediyor. Üstad'ın bu mısraları yazdığında kırk yaşlarında olduğu anlaşılıyor ve yetmiş dokuz yaşına kadar da yaşayacağını hissi kablelvuku olarak işaret ediyor. Her altı ayı bir taş kabul edersek  yetmiş dokuz taşı ikiye bölünce Üstad'ın bu şiiri yazdığı tarih 1921, yaşının da  takriben kırk olduğu ortaya çıkıyor. Bu şiirin yazıldığı tarih 1921 olup  Üstad'ın bundan tam kırk sene sonra yani 1960 da  vefat ettiği sabit olduğuna göre Üstad'ın kerameti yazıya geçmiş oluyor.

"Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş, Beraber ağlıyor (***) hüsrân-ı İslâma."

Meali: Ayaktaki cesedim, sekseninci cesedim olmuştur. Ve o mezara sanki bir mezar taşı hükmündedir. Bütün o bedenlerim, yani bütün hayatım, Âlem-i İslam'ın düştüğü bu acı hâle ağlıyor.

İkinci Mısra İzah: Birinci ve İkinci Dünya savaşlarının ve İslam’ın merkezine yeni bir rejimin kurulması ile İslam Âlemi çok zor bir duruma düşmüştür. İslam ümmeti o eski parlak gücünü yitirmiş, birbirinden uzak ve parçalanmış bir hale düşmüştür. Bu elem verici hallerden dolayı, Üstat ruh halini bu mısralar ile ifade ediyor.

"Mezar taşımla pür-emvat enîndar o mezarımla Revânım saha-i ukbâ-yı ferdâma."

Meal: Mezar taşı hükmündeki ayakta olan bedenim ve kabre girmiş hükmünde olan önceki yetmiş dokuz bedenim ile birlikte bu hâlin üzüntüsüyle inleyerek ahiret yurduma doğru gidiyorum.

Üçüncü Mısra İzah: Böyle ümitsiz ve acıklı hallerde en güzel sığınılacak şey, ebedi hayatın başlangıcı olan ölümdür. üstatta bu halini ölümle teselli ediyor.

"Yakînim var ki, istikbal semâvâtı, zemin-i Asya Bâhem olur teslim yed-i beyzâ-yı İslâma."

Meal: (Bu hüsrandan kaynaklanan hüzünlerime rağmen) Katiyen inanıyorum ki; yer ve gök, yani: İstikbaldeki zaman ve Asya kıtası (yâni İslâm dünyası) İslâm’ın yed-i Beyzâsına (yani mûcizekâr eline) teslim olacaktır.

Dördüncü Mısra İzah: Ne kadar ümitsiz ve acınacak bir halde olsa, şimdiki İslam Âlemi'nin hali, istikbalde de böyle devam edeceği anlamına gelmez. Üstat, gelecek İslam’ındır diyerek, Müslümanlara ümit veriyor, müjde bahşediyor. Zaten bunun emarelerini de görüyoruz.

"Zira yemin-i yümn-ü imandır, Verir emn ü eman ile enâma."(1)

Meal: Çünkü İslâm’ın yemini, yani imandan gelen bereket ve uğur, onun mûcizekâr sağ elidir. O uğurlu iman eli, eman vererek, yani barışı temin ederek âleme emniyet verir.

Beşinci Mısra İzah: İslam dünyada bütün insanlara saadet verecek ve dünyaya barışı temin edecek yegane sistemdir. İslam'da asıl olan barıştır, savaş arızi durumlarda, en son başvurulacak çaredir. Ama batı medeniyetinde asıl olan savaştır, nizadır. Barış ise menfaat durumlarında kullanılır; yani arızi bir durumdur. Batı medeniyeti, azınlığı mutlu eder, İslam medeniyeti ise çoğunluğun mutluluğunu hedefler. Bu yüzden İslam fıtri; batı medeniyeti ise arızi bir medeniyettir. Arızi medeniyetin saltanatı ise daimi değildir, bir yerde tükenir.

(*): Bu kıt'a onun imzasıdır.

(**): Her senede iki defa cisim tazelendiği için, iki Said ölmüş demektir. Hem bu sene Said yetmiş dokuz senesindedir. Her bir senede bir Said ölmüş demektir ki, bu tarihe kadar Said yaşayacak.

(***): Yirmi sene sonraki bu şimdiki hali, hiss-i kablelvuku ile hissetmiş.


(1) bk. Lemeat, Eddai