Osman Halidî ve Topal Şükrü kimdir ve Üstad'dan nasıl bahsetmişler?


Saf, berrak olan Ehl-sünnet dairesinde ilm-i haklikat ve tarikatı neşreden, İsparta'nın meşhur ve nedar-ı fahrı ''Başkazalı Osman-ı Halidi Hazretleri'' dir. Bu zat Mevlana Halid Hazretlerini tarikatına mensuptur.

Vefatı, Isparta 1292/1876 senelerindedir. Bediüzzamanın doğduğu sene. Bu zat Isparta'nın güneybatısına düşen dağın yamacında ''Sidre'' namında bir mevkide riyazet ve tesbihatlarını icra ederlermiş. Kırk günlük riyazet gıdasını, bir iki günde yer, daha kırk güne kadar birşey yemeden tesbihat ve zikirlerine devam ederlermiş. Rivayete göre bazen kırk gün süren riyazetinin hitamında mübarek dudakları birbirine yapışırmış.

İşte bu Zat, vefatına yakın günlerde, hem evlatlarına hem de yakınlarına kesin olarak demiştir ki :

''İmanı kurtaran bir müceddid çıkacak. O da bu sene tevellüd etmiştir.'' Ayrıca ilave ederek : ''Benim dört oğlumdan birisi, o gelecek müceddid Zat ile görüşecek ve elini öpecektir.'' buyurmuştur.

Bu hidasenin üzerinden otuz beş sene geçtikten sonra, 1327/1911'de Isparta'nın Atabey kazasına bir gün, sünnet ve hısf cemiyetlerinden birisinde, cemaat tarafından Osman Halidi'nin dört evladından sonuncusu olan Ahmed Efendi'ye sorarlar: ''Siz hep müceddid, müceddid dersiniz! O müceddid kimdir ve nerdedir?" Sorulan suale karşı Ahmed Efendi: ''Evet şimdi mevcuttur ve otuş beş yaşındadır.'' diye cevap vermiştir.

Aradan geçen hayli zaman sonra, Hazret-i Üstad Isparta'ya teşrif ettiklerinde; Isparta'nın Yenice mahallesinde oturan Nuri Efendi, Osman-ı Halidi Efendi'nin hayatta kalan son oğlu Ahmed Efendi'ye sorar ''Pederiniz, benim evladımdan birisi o müceddid ile görüşecek ve elini öprecek, buyurmuşlar, bu nasıldır?" sualine cevaben Ahmed efendi: ''Evet, merhum pederimin sözü çıktı, ben onunla görüştüm." demiştir.(1)

Bu hadise-i gaybiyeyi Hazret-i Üstad "... o evliya-yı meşhureden kırk günde bir defa ekmek yiyen, kırk gün yemeyen Osman Halidî'nin ihbarı ve evlatlarına vasiyetiyle ve ...''(2) şeklinde ifade ediyor.

Topal Şükrü'nün öz geçmişi ile ilgili herhangi bir kaynağa rastlayamadık. Ancak bu zatın da Osman Halidi gibi Üstad'dan otuz kırk sene evvel Isparta'da yaşayan ehli kalp bir alim olduğu bilinmektedir. Yazdığı bir divanında Birinci Dünya Savaşı'nın çıkacağını önceden haber vermiş ve bu arada Üstadımıza da işaret etmiştir. Şöyle ki:

"Allah rahmet etsin ve kabri pür nur olsun, Topal Şükrü Efendi namında ehl-i kalb ve Isparta’nın bir medar-ı fahri olan zâtın kerametkârâne buraca meşhur bir şiirini gördüm, getirip arkadaşlarıma gösterdim. Dedim: Bu zat bu dalâletli zamanımızdan bahsettiği gibi, bir fıkrası da Harb-i Umumî'den bahsediyor gibi görünüyor. Çünkü bu şiirinde diyor:"

"Aferin çarha ki, çattırdı kuduzu kuduza."

"Yani, bütün dünya kâfirlerini birbirine musallat ettirdi ve iki satır sonra yine diyor:"

"Sûk-i asr içre bütün dâd ü sitend, küfr ü dalâl;
Müşteri kalmadı, din indi ucuzdan ucuza."

"Yani, o asrın çarşısında alışveriş dinsizlik elinde olacak, dinsizlik hükmedecek, din gayet ucuza düşecek ve İslâmın şeairi gizlenecek. Sonra diyor:"

"Şükür ya bilmezem esrar-ı gayıbdan amma,
Ya ileri ya geri, takrib ederim üç otuza."

Kendi tefsir ediyor. Yani, otuz üçe şiddetli kafiyesine müraat için, otuz üç yerine "üç otuz" demiştir. Hem Harb-i Umumîye işaret ettiği fıkrasıyla, "dinsizlik düsturları, kanunları, o asır çarşısında hükmettiği..." fıkrasının ortasında şöyle diyor:

"Eriş ey avn-ı şeriat  eriş ey muhyiddin!
 Elem-i rîş cefasından erişti o reze."

"Şimdi benim kanaatım geliyor ki, bu zat, otuz üç senesinden sonra Risale-i Nur’u Isparta’nın imdadına çağırıyor. 'Ey avn-i Şeriat! Ey muhyi’d-din yetiş!' diyor. Yâni vefatından takriben otuz üç sene sonra şeriata ve dinin şeairine, Isparta’ya yetişecek bir nuru çağırıyor. Cenab-ı Hak duasını kabul etmiş ki, vefatından otuz-kırk sene sonra Risale-i Nur o vazifeyi görmüş.''(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat, I/39.
(2) bk. Sikke-i Tadik-i Gaybi, Parlak Fıkralar...
(3) bk. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Parlak Fıkralar...