"Hem de âdât-ı müstemirredendir ki, kitab-ı vahidde ulûm-u kesire tezahüm eder." cümlesini izah eder misiniz?


“Hem de âdât-ı müstemirredendir ki, kitab-ı vahidde ulûm-u kesire tezahüm eder. Zira ulûm birbirini intaç ve birbirinin elini tutmakla teânuk ve tecavüb ettiklerinden, o derecede iştibak hasıl olur ki, bir fende telif olunan bir kitapta, o fennin mesaili, o kitabın muhteviyatına nisbeti, ancak zekâtı çıkabilir. Bu sırdan gaflet iledir ki, bir şeriat veya bir tefsir kitabında istitraden derc olunmuş bir meseleyi gören bir zahirperest veya mugalâtacı bir adam der ki: 'Şeriat ve tefsir böyle der.' Eğer dost olsa diyecek: 'Bunu kabul etmeyen Müslüman değildir.' Şayet düşman olsa, o bahaneyle der: 'Şeriat veya tefsir -hâşâ- yanlış.'” (1) 

Bu cümlenin kısa bir meali: Herkesin bildiği ve kabul ettiği sabit bir kuraldır ki, bir tek kitap içinde birçok ilim dalları iç içe bir şekilde bulunabilir.

Mesela tefsir, fıkıh, kelam, belagat, kıraat, tasavvuf, feraiz, usul, fen vesaire gibi ilim dalları bir tek kitap olan Kur’an tefsiri içinde bulunabilirler. İlimler birbirine kuvvet verip birbirini destekleyebilir. Hatta bazen ilimler öyle iç içe girer ki tefsir kitabındaki bir fenni alıntı aynı şeriat gibi telakki edilebilir. Ama bu telakki çok zararlı ve riskli bir telakkidir.

Yani bu gibi harici ilmi alıntılar bazen şeriatın bir cüzü bir parçası gibi algılanıp öylece kabul edilir. Şayet kabul eden şeriata dost ise, "Bu alıntıyı kabul etmeyen Müslüman değildir." der. Şayet böyle kabul eden şeriat düşmanı ise -haşa- şeriat yanlış ve hatalı diye itiraz eder. Her iki durum da vahimdir.

Tefsir içinde bulunan ilmi alıntılar ne şeriatın kendisidir ne de şeriatın bir parçasıdır. Tefsir ve şeriat başkadır; tefsir ve şeriatte telif olunan kitap yine başkadır. Zira kitap daha geniştir. O dükkânda cevherden başka kıymetsiz şeyler dahi bulunur.

Filanca müfessirin tefsirinde geçen bir ilmi alıntı yanlış ise, neden şeriat bundan sorumlu tutulsun ki. Yanlış ve kusur sahibine aittir, şeriata değil. Bu nedenle hem tefsiri yazan müellif, hem de tefsire muhatab olan okuyucu bu hakikati güzelce benimsemelidir. Müellif fenni bir ifadeyi veya ilmin ulaştığı bir hakikati tefsirine alırken, Üstadımızın yaptığı gibi "Okuduğunuz kozmoğrafyanın dediğine göre" ifadesi gibi bir cümle veya söz kullanmalıdır. Ta ileride o fenni ifadenin yanlışlığı ortaya çıksa, tefsir bundan mes'ul olmasın. 

(1) bk. Muhakemat, Birinci Makale.