RUH İNKÂR EDİLİNCE


“Fakat şu zamanda maddiyyun fikri herkesi sersem ettiğinden, en bedihî bir şeyde zihinlere vesvese vermiş.”(1)

Üstad Hazretleri Mektubat adlı eserinde maddiyyunlar hakkında şu ifadeyi kullanır:

"Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise mâneviyatta kördür.”(2)

Maddiyyun fikrinin bugünkü karşılığı “materyalist felsefe”dir. Onlar her şeyi madde ile onun hareketi ve halden hale girmesiyle açıklamaya çalışırlar. Bu ise bu varlık âleminin kendi kendine meydana geldiği, bir yaratıcının olmadığı safsatasını doğurur. Tabiatı görüp onu yaratan, sonsuz bir ilim ve kudret  sahibinin varlığını kabul etmeyen insanlar, bu varlık âlemini bir madde yığını saydıklarından, insanı da sadece bedenden ibaret sanmış ve ruhu inkâr etmişlerdir.

En açık bir hakikat olan ruh, bu safsata ile inkâr edilince şu hurafelere kapı açılmış oluyor:

- Ayaklar kendi kararlarıyla yol alıyorlar.
- Gözler, istedikleri yöne bakıyorlar.
- Eller, arzu ettikleri şeyi tutuyorlar.
- Kulaklar neyi istiyorlarsa onu dinliyorlar.

Bu ve benzeri akıl dışı şıkları kabul etmek mümkün olmadığından, birçok insan düşünmekten kaçarak zevk ve safa içinde yaşamayı tercih ediyor ve Üstadın ifadesiyle “akıllarını tenvim edip” uyutuyorlar.

Maddiyyunlar sadece maddeyi esas almakla maneviyatta körleştikleri için, görünmeyen her şeyi, meselâ yemeğin tadını, konuşanın sesini, yerin çekim kuvvetini, Güneş'in cazibesini ve daha nice sayılamayacak kadar çok şeyi inkâra mecburdurlar. Böyle bir inkâra da yanaşmadıklarından, çareyi “akıllarını uyutmakta” buluyor ve ruhu inkâr edebiliyorlar. Böylece bir bakıma kendilerini inkâr etmiş oluyorlar. Çünkü insanda esas olan ruhtur, beden onun hanesidir ve her şeyiyle onun hizmetinde çalışır. İşin garip tarafı, ruhu inkâr edenler bu inkârlarını elleriyle, ayaklarıyla mideleriyle değil yine ruhlarıyla yaparlar.

Ruhun varlığını ve bekasını bilmekte en yakın kaynak bizzat kendi vicdanımızdır.

"… Herkes hayatına ve nefsine dikkat etse, bir ruh-u bâkiyi anlar. Evet, her bir ruh, kaç sene yaşamışsa, o kadar beden değiştirdiği halde, bilbedâhe aynen bâki kalmıştır."(3)

Bedenimiz her sene değiştiği halde ruhumuza ait özelliklerin aynen kalması gösteriyor ki, ruh bedenin değişmesiyle değişmemekte, varlığını ve özelliklerini aynen sürdürmektedir.  Hücrelerimizin değişmesiyle, ne kalbimizdeki inanç değişir, ne aklımızdaki bilgiler değişir, ne de ahlâkımız ve karakterimiz.

İnsan ruhu ile hayvanların ruhları arasında bir yönüyle benzerlik varsa da bir başka yönüyle çok büyük bir farklılık da vardır. Benzerlik, bedenin değişmesiyle ruhta bir başkalaşma olmayışıdır. Bir hayvanın ruhu da bedendeki değişmelerden etkilenmez. Ancak, bu ruhlarda bir terakki ve tedenni de olmaz. Kendilerine verilen vazifeyi bir ömür boyu hiç aksatmadan yerine getirirler, ancak ruhlarında ne bir ilerleme, ne de bir gerileme olmaz.

“Çünkü, hayvan, dünyaya geldiği vakit, âdeta başka bir âlemde tekemmül etmiş gibi, istidadına göre mükemmel olarak gelir, yani gönderilir. …”(4)

İnsan, cüz’i iradesini değişik dünyevî mesleklerden, farklı inanç ve ahlâklara kadar çok farklı sahalarda kullanmakla “İnsanın bir ferdi sair hayvânâtın bir nev’i hükmündedir.”(5) hakikatini fiilen gösterir. İşte insanlar arasındaki bu kadar farklılık bedenlerinden değil ruhlarındaki istidat ve kabiliyeti diledikleri şekilde kullanmalarından doğuyor. Her insan son nefesine kadar doğru veya yanlış yolda gitmekle ruh âlemine ayrı bir şekil vermekte ve bu dünyadan öylece göçmektedir.

Ruhu inkâr edenler, istidat ve kabiliyetlerini yanlış yolda kullanmakla kendilerini ebedî azaba hazırlamakta ve o azaptan kurtulmanın yolunu da ruhu inkârda bulmaktadırlar.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat.
(2) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 55.
(3) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat.
(4) bk. age. Yirmi Üçüncü Söz.
(5) bk. Lem’alar, On Yedinci Lem'a, Dördüncü Nota.