"İslâm hükemasından İbn-i Sina ve Fârâbî gibi dâhiler, şâşaa-i suriyesine meftun olup, o mesleğe aldanıp o mesleğe girdiklerinden, âdi bir mü’min derecesini..." Bu zevata “âdi bir mü’min derecesi”ni kimler vermiş?"Şaşaa-i suri" kavramından ne anlamalıyız?


Üstat Hazretleri, bu ifadeleriyle İslâm ulemasının ortak görüşünü dile getirmiş ve o görüşe iştirak ettiğini de beyan etmiş oluyor.

Felsefe, konu bakımından din ile müşterektir. Konuları çözümlemek ve meseleleri ele alma metotları noktasından dinden ayrılır. Yani her ikisinin de alanı fizik değil metafiziktir. Ama metafiziği çözümleme ve doğruyu yakalama araçları biribirinden farklıdır. Din vahye dayanır, felsefe ise akla dayanır. Bu yüzden konu ve konuya yaklaşım metotlarının zahiren bir cazibesi vardır.

İnsanı felsefeye çeken ikinci faktör ise, felsefenin insan egosunu ve süfli arzularını tatmin etmesindendir. Felsefe insanı haddinden fazla makamlara uçurduğu için, nefis bu halden büyük keyif alıyor ve felsefeye karşı bir ilgi oluşuyor. Ekseri filozofların inkarcı ve hazcı olması bu yüzdendir.

Felsefe, zahiren mutantan batinen kof bir yoldur. Yani görünüşte ve surette tantanası ve süslü ifadeleri çoktur, ama özde ve içyüzünde ise koca bir hiçtir. Felsefenin koca bir hiç olduğu insanlığa sunmuş olduğu fikirlerin ve sistemlerin çökmesinden anlaşılıyor.