"Elbette o zât, mevcudattaki kemâlâtın ve ahlâk-ı âliyenin misali ve mümessili ve timsali ve üstadıdır. Öyle ise, zâtında ve vazifesinde ve dininde şu kemâlât ise, hakkaniyetine ve sıdkına o kadar kuvvetli bir nokta-i istinaddır." İzah eder misiniz??


"Elbette o zât, mevcudattaki kemâlâtın ve ahlâk-ı âliyenin misali ve mümessili ve timsali ve üstadıdır. Öyle ise, zâtında ve vazifesinde ve dininde şu kemâlât ise, hakkaniyetine ve sıdkına o kadar kuvvetli bir nokta-i istinaddır ki, hiçbir cihette sarsılmaz."(1)

"Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: اَدَّبَنِى رَبِّى فَاَحْسَنَ تَاْدِيبِى Yani: Rabbim bana edebi güzel bir surette ihsan etmiş, edeplendirmiş." (2)

Bütün güzellikler, güzel hasletler ve ahlak-ı haseneler kâinatta dağınık ve serpiştirilmiş bir şekilde bulunuyor. İnsanlığın büyük bir kısmı, kâinatta dağınık ve serpiştirilmiş bir şekilde olan bu değerleri görmekte ve ulaşmakta zorlanıyor. Ya da insan şahsî fikri ve gücü ile bütün bu değerleri üstünde toplamaktan ve anlamaktan aciz kalıyor.  

İşte Allah, insanların bu acizliğini gidermek için kâinatta dağınık ve serpiştirilmiş bir şekilde bulunan bütün bu güzellikleri ete kemiğe büründürüp insanlığa model ve rehber haline çeviriyor. Yani Hazret-i Muhammed Efendimiz (asm), bütün kemal ve güzelliklerin tecessüm etmiş hâli oluyor; kâinatın hulasası hükmüne geçiyor. Ve onun getirmiş olduğu din, şeriat ve ulvî hasletler, kâinatta dağınık ve serpiştirilmiş bir şekilde bulunan güzellikler ve kemallerle tetabuk ediyor, hatta onların özü ve kökü konumunda oluyor. Faraza Peygamber Efendimiz (asm)'in peygamberliğine işaret eden bütün deliller kararsa, sadece onun şu kemal ve ahlakı tek başına onun hak olduğuna kâfi bir delildir. Aklı, insafı olan her insan, O’nun (asm) zâtında toplanmış güzelliklere bakarak, onun hak bir peygamber olduğunu görür ve idrak eder.

(1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, On Dokuzuncu Nükteli İşaret.
(2) bk. Lem'alar, On Birinci Lem'a, Yedinci Nükte.