"Kur’an-ı Hakîmin mecmu-u hurufatına nispet edilse ve on defa muzaaf olması nazara alınsa, şöyle bir netice çıkar..." Buradaki hesabın izahı nasıldır?


Asırlardan beri ehl-i ilhad tarafında vuku bulan ve “mücazefe”, “mübalağa” gibi bazı manevi hastalıkları tevlid edip inkâra kadar götüren; şüphesiz “amellerin sevabına dair” ve “bazı surelerin faziletleri” hakkında gelen rivayetlerdir. İnsafsız ehl-i inkârın bu “mübalağa” ve “muhal” olarak addettikleri batıl davalarını çürütecek olan; Kur’anın i’cazını görmeyen gözlere bile gösterecek derecede izah ve isbat eden, asrımızın en parlak bir tefsir-i Kur’an-i olan “Risale-i Nur”un eczaları meydandadır, müracaat ediyoruz...

İnsanlık âleminin bütün taifelerini muhatap ittihaz edip, kıyamete kadarki bütün asırları nuruyla feyizyab eden / edecek Kur’an-ı Hâkimin “kıraat edilen her bir harfinde”; gayet külli manaları muhtevi cevherlerin bulunduğu aşikâr olmakla birlikte, “mu’ciz” olmasının da bir nevi neticesidir. Bundan dolayıdır ki “Huruf-u Kur’an” ve “Kıraat-i Kur’an” üzerine yapılacak “külli” bir değerlendirme yahut mütalaada; Üstad Hazretlerinin “medar-ı dikkat” nevinden olarak izah ve isbat ettiği, gelecek düsturların nazara alınması icab etmektedir..

Evvela:

“...bütün ümmetçe okunan Kur'anın üç yüz bin harfinin her birisinde; on sevabdan, ta yüz, ta bin hasene ve meyve vermesi...”(1)

“Umumen”, Kur'anın üç yüz bin harfinin her birisinde; on sevabdan, ta yüz, ta bin hasene ve meyve vermesi mümkündür.. Zira Kur’an’ın “mu’cize” olmasının da bir nevi şe’ni ve semeresidir.. Dolayısıyla her bir âyet-i tekviniyesi ve her bir kelimesi, hatta her bir noktası birer mu'cize hükmünde olan Kur’anı Mu’cizül Beyanın; esrarlı ve manalı her bir harfinde, çok çeşitli “sevap” meyvelerini vermesi... Şüphesiz O Kur'an-ı Kebir'in sahibi, hâkimi, kâtibi ve musannifi olan Rabbimizin ikram ve ihsanıdır.

Saniyen:

“Kur'anın her bir harfi, hiç olmazsa on sevabı ve on hasenesi olması ve on meyve-i bâki vermesi, hattâ bir kısım âyâtın ve surelerin her bir harfi, yüz ve bin ve daha ziyade meyve vermesi ve ‘mübarek vakitler’de her harfin nuru ve sevabı ve kıymeti ondan yüzlere çıkması gibi kudsî imtiyazları kazanmış...”(2)

“Mübarek vakitlerde”, Kur’anın her bir harfinin nuru ve sevabı ve kıymeti ondan yüzlere çıkabilir. Zira “evkat-ı mübareke” olarak tesmiye edilip işaret edilen bazı “mahsus zamanlar” vardır ki; bu vakitlere denk gelen “dua”, “evrad-ezkar”, “kıraat-i Kur’an” gibi hususi ibadetlere dair “sevap” meyvelerinin de ziyadeleştiğine dair, hadd-ü hesaba gelmez sadık şahitlerin dilinden gelen “rivayat-ı Nebeviye” bu davamızı isbat ediyor..

Salisen:

“Kur'an-ı Azîmüşşan'ın her bir harfinin ekalli on hasene olmakla beraber; ‘tekerrür ettikçe’ ve mübarek vakitlere rast geldikçe ve ‘melek ve sair zîşuur ruhanîler kıraatını dinledikçe’ her bir harfi öyle bir çekirdek olur ki, hasenat cihetinden öyle bir manevî sünbül teşekkül eder ki; o sünbülün taneleri, tekellüm vaktinde ağızdan çıkan bir kelimenin havanın dalgalarının âyinelerinde temessül eden milyonlarca o kelime gibi kelimelerin adedine belki müsavi gelir.”(3)

Okunup “tekerrür” ettikçe ve melaike gibi sair zîşuur ruhanîler bu kıraatı dinledikçe; Kur’an’ın her bir harfinin sevabı ve kıymeti, “keyfiyetçe” ziyadeleşir. Zira insanların ağzında kıraati yapılan, her bir huruf-u Kur’aniyenin; hava zerratı içerisinde yayılmakla, milyonlar aynı bu “huruf” gibi sevap meyvelerini vereceğini...

Diğer taraftan da havada yayılan bu mezkûr huruf-u Kur’aniyenin, milyonlarla “dinleyen” muhtelif yaratılıştaki mahlûkatın kulaklarına girmek suretiyle; “hasene” meyvelerini ne derece ziyadeleştireceği muhakkaktır..

Rabian:

“Kur'an-ı Hakîm'in her bir harfinin bir sevabı var, bir hasenedir. Fazl-ı İlahîden o harflerin sevabı sümbüllenir; bazen on tane verir, bazen yetmiş, bazen yediyüz (Âyet-ül Kürsî harfleri gibi), bazen bin beş yüz (Sure-i İhlas'ın harfleri gibi), bazen on bin (Leyle-i Berat'ta okunan âyetler ve makbul vakitlere tesadüf edenler gibi) ve bazen otuzbin (meselâ haşhaş tohumunun kesreti misillü, Leyle-i Kadir'de okunan âyetler gibi). Ve o gece bin aya mukabil işaretiyle, bir harfinin o gecede otuz bin sevabı olur anlaşılır. İşte Kur'an-ı Hakîm, tezauf-u sevabıyla beraber, elbette müvazeneye gelmez ve gelemiyor...”(4)

“Fazl-ı İlahi” ile her bir harfi Kur’anın sevabı tezauf edebilir. Bu nokta-i nazardan yapılabilecek bir mütalaada, belki de en ehemm mesele “rıza-i ilahiye” temelinde kıraati yapılan bir “sure”, “ayet” yahut “huruf-u Kur’aniye”nin; sevab meyvelerinin hesabının doğrudan doğruya fazl-ı ilahiye ile olabileceği muhakkaktır. Zira kıraat-i Kur’anı nasib eden o (c.c). Okuyanı dinlettiren o (c.c). Dinleyecek mahlukatı yaratan yine o (c.c)...

Dolayısıyla “amellerin sevabına dair” ve “bazı surelerin faziletleri” hakkında gelen rivayetlerin, bu bağlamda ele alınıp yapılacak bir mütalaada; sevap ve hasenat meyvelerinin “matematiksel” yahut “istatiksel” bir değerlendirmeye “her zaman” tabi tutulup, “akıl ve mantık” terazisiyle tartılmaması icab ediyor. Aksi halde böylesi bir düşünce ve değerlendirme, yüce Rabbimizin namütenahi şefkat ve merhametini bir nevi “kayıt ve had” altına alabileceğinden dolayı; açık bir “hürmetsizlik” manasını muhtevi olacağı gibi, Rabbimizin “Fazl-u Kerem”inden gelecek namütenahi sevap meyvelerinden mahrum kalınacağı muhakkaktır...

Elhasıl:

“Beşer kelamı gibi mahsus bir zamana, muayyen bir taifeye ve cüz'î bir manaya inhisar etmiyor. Bütün cinn ve insin binler muhtelif tabakada olan ‘efkâr’ ve ‘ukûl’ ve ‘kulûb’ ve ervahının her birisine layık gıdaları veriyor, dağıtıyor...”(5) 

Üstad Hazretlerinin beyan ettiği mezkûr açıklamaya istinaden ve buraya kadar yapılan mütalaalara iktidaen; kalp ve ruhumuzun kazandığı hisseye “kanaat” etmekle birlikte, “akıl” nimetinin de tam bir kanaata sahip olması için, hisse-yi nasibini de derhatır etmek icab ediyor. Muhakkik ve müdakkik ehl-i iman cemaatine nümune-yi imtisal bir misal ile bu meseleye bir delil getirmek zarureti hâsıl olursa, Üstad Hazretlerine kulak verelim:

"Mesela, içinde mısır ekilmiş bir tarla farz edelim ki bin tane ekilmiş. Bazı habbeleri yedi sümbül vermiş farz etsek, her bir sümbülde yüzer tane olmuş ise o vakit tek bir habbe bütün tarlanın iki sülüsüne mukabil oluyor. Mesela, birisi de on sümbül vermiş, her birinde iki yüz tane vermiş. O vakit bir tek habbe asıl tarladaki habbelerin iki misli kadardır. Ve hâkeza kıyas et."

"Şimdi Kur’an-ı Hakîm’i nurani, mukaddes bir mezraa-i semaviye tasavvur ediyoruz. İşte her bir harfi asıl sevabıyla birer habbe hükmündedir. Onların sümbülleri nazara alınmayacak. Sure-i Yâsin, İhlas, Fatiha, Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn, İza zülzileti’l-ardu gibi sair faziletlerine dair rivayet edilen sure ve âyetlerle muvazene edilebilir."

"Mesela, Kur’an-ı Hakîm’in üç yüz bin altı yüz yirmi harfi olduğundan Sure-i İhlas, Besmele ile beraber altmış dokuzdur. Üç defa altmış dokuz, iki yüz yedi harftir. Demek, Sure-i İhlas’ın her bir harfinin haseneleri, bin beş yüze yakındır."

"İşte Sure-i Yâsin’in hurufatı hesap edilse, Kur’an-ı Hakîm’in mecmu-u hurufatına nisbet edilse ve on defa muzaaf olması nazara alınsa şöyle bir netice çıkar ki: Yâsin-i Şerif’in her bir harfi takriben beş yüze yakın sevabı vardır. Yani o kadar hasene sayılabilir."

"İşte buna kıyasen başkalarını dahi tatbik etsen ne kadar latif ve güzel ve doğru ve mücazefesiz bir hakikat olduğunu anlarsın."(6)

İşte burada mevzubahis edilen hakikatlere, aklın hissesini ziyadeleştirmek adına gelecek “aklî bir hesaba” nazar edelim:

"Kur'an-ı Hakîm'in üç yüz bin altı yüz yirmi harfi olduğundan,"

Kur’anın harfleri adedi: Üç yüz bin altı yüz yirmi (300.620)

"Sure-i İhlas” besmele ile beraber altmış dokuzdur;"

İhlas suresinin harfleri adedi: 69.

"Üç defa altmış dokuz, iki yüz yedi harftir;" 

3X69=207.

Haşiye: Efendimiz (asm), “İhlâs suresini okumak, Kur’an’ın üçte birine denktir...”(7) buyurmak suretiyle; İhlas suresinin, Kur’an’ın üçte birine denk olduğunu ilan etmiştir.

Yine bir defasında Resulullah (asm): “Ashabım! Kur’an’ın üçte birisini bir gecede okumak size güçlük verir mi?” buyurmuştu. Bu teklif üzerine, ashâb-ı kiram efendilemiz (r.a); “Ya Resûlallah! Bizim hangimizin buna gücü yetişir?” şeklinde bir karşılık verdiler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (asm), “İhlâs suresi, Kur’an’ın üçte biridir...” şeklinde buyurarak, meseleye açıklık getirmiştir.(8)

Dolayısıyla on dört asırdır Ümmet-i Muhammed (asm) arasında, “3 İhlâs suresi okununca, Kur’an hatmetmiş gibi sevap kazanılabileceği” hakikatı böylece aşikar olup iştihar etmiştir. İşte burada Üstad Hazretleri, bu mezkur hakikatı nazara verip, teşvik ediyor.

"Demek Sure-i İhlas'ın her bir harfinin haseneleri, bin beş yüze yakındır;"

300.620/207=1.452 (yuvarlama yapılırsa 1.500)

Haşiye: Bazı surelerin faziletleri hakkında gelen rivayetlerin birisinde; “Sure-i İhlas, sülüs-ü Kur'andır...”(9) şeklinde buyuran Efendimiz (asm)’in bu sözünü, Üstad Hazretleri veciz bir surette böylece izah ve isbat etmiştir;

(69 İhlas suresinin harfleri adedi) 69X1.452=100.188

(3 İhlas, bir Kur’an olduğuna binaen) 3X100.188=300.564

İşte netice itibariyle görülüyor ki, çok az bir farkla Kur’anın harflerinin adedi olan “300.620” sayısına tevafuk edip, tetabuk etmiştir..

"İşte Sure-i Yâsin'in hurufatı hesab edilse,"

Yasin suresi’nin harfleri adedi: Üç bin altmış sekiz (3068)

"Kur'an-ı Hakîm'in mecmu-u hurufatına nisbet edilse ve on defa muzaaf olması nazara alınsa;"

Kur'an-ı Hakîm'in mecmu-u hurufatına nisbet edilse; 300.620/3.068=97,98.

97,98X10 defa muzaaf olması=979,85

979,85X3.068=3.006.179.

Haşiye: Efendimiz (asm)’den mervi bir rivayette, “Sure-i Yâsin, on defa Kur'an kadar...”(10) buyurulmuştur. Yani Yasin suresini okumakta, on defa Kur’an okuma sevabının muhtevi olduğu ilan edilip, müjdelenmiştir...

Sure-i Yâsin, on defa Kur'an kadar olduğu; çok küçük bir farkla tevafuk etmekle aşikâr oluyor böylece; zira Kur’an harfleri; 300.620X10=3.006.200.

"Şöyle bir netice çıkar ki: Yâsin-i Şerif'in her bir harfi takriben beş yüze yakın sevabı vardır. Yani o kadar hasene sayılabilir."

Her bir Kur’an da “bir adet Yasin suresi”nin münderiç olduğu ve Sure-i Yâsin, on defa Kur'an kadar olduğunu da hesaba katarsak şöylece bir hesap çıkıyor:

10 Yasin+10 defa Kur'an=20.

20X3.068X500 sevap=30.680.000.

Haşiye: Böylece yine bir tevafuk, az bir farkla aşikâr oldu.

30.680.000/3.006.200=10,2 (takriben, on defa Kur'an kadar).

Dipnotlar:

1) bk. Şualar, On Birinci Şua, Onuncu Mesele.

2) bk. age., Yedinci Şua.

3) bk. Barla Lahikası, 261. Mektup.

4) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Dokuzuncu Asıl.

5) bk. İşaratü'l-İ'caz, Tembih.

6) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Dokuzuncu Asıl.

7) bk. Buhârî, Fedâilü’l-Kur’an, 1770.
8) bk. age., 1771.
9) bk. age., 13.
10) bk. Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'an, 7.