"Lisan, ilk saha-i vücuda çıktığı devirde, savtlar içerisinde görünmez, işitilmez birtakım oturtulmamış zaif harflerin tohumuna benzeyen ve ekserisi tam fıtratı taklid ve temsile delâlet eden bir vaziyette idi..." Diller nasıl gelişti, izah eder misiniz?


"Lisan, ilk saha-i vücuda çıktığı devirde, savtlar içerisinde görünmez, işitilmez birtakım oturtulmamış zaif harflerin tohumuna benzeyen ve ekserisi tam fıtratı taklid ve temsile delâlet eden bir vaziyette idi. Sonra manaların biraz toplanmasıyla heca vaziyetine terakki etti. Sonra fikirler, garazlar çoğalarak terkib başladı. (Lisanın o zamanlardaki örnekleri, şimdi de şark memleketlerinde vardır.) Sonra maksadların kısımlarına göre tasrifî bir surete girdi. Sonra ince ince hissiyat, latif latif nükteler ona devredilmesiyle nahvî bir şekil aldı."(1)

Lisan bir canlı organizma gibi doğar, gelişir ve büyür. Yani tekamül kanununa tabidir. Afrika kabilelerinin dili ile medeniyeti çok gelişmiş bir kavmin dili aynı seviyede aynı ayarda olamaz. İlkel toplumların dili ilkeldir, gelişmiş toplumların dili gelişmiş ve olgunlaşmıştır.  

İlk insanın aynı zamanda bir peygamber olması elbette ilk dilin belli bir seviyede olmasını gerektirir. Lakin kainatta tekâmül kanunu geçerli olduğu için, bu dilin hep aynı seviyede kalması düşünülemez. Yani diller ilgi, tecrübe ve terakki ile büyürken atalet, tembellik ve geri kalmışlık ile de küçülür ve daralabilir.

Mesela, yeni bir şey keşfedildiğinde o şeyin bir çok kavramsal cihetleri de dile girer ve dilde genişlemeye ve çeşitlenmeye sebebiyet verir. Mesela, televizyon icat edildikten sonra, gündeme hd, ultrahd, 4k, 8k, yapayzeka, akıllı tv vesaire gibi kavramlar meydana çıktı. Ve bu terimler hangi medeniyette gelişti ise diğer dillere onların biçimi ile intikal ediyor.

Felsefe Yunan dilinde geliştiği için terim ve kavramlar da ona göre bu dilden evrensellik kazandı. Düşünen, araştıran, gelişen, hareket eden toplumların dili gelişip büyürken aksi durumda ki toplumların dilleri ise durduğu yerde sayar hatta gerileyebilir.  

Babil halkı o kadar zengin ve refah seviyesi yüksek bir toplumdu ki, Allah’a isyan ederek yoldan çıkarlar. Tevratın rivayetine göre bundan yaklaşık beş bin sene önce asma bahçeleriyle meşhur Babil’in hükümdarı yedi katlı bir kule yaptırarak Allah’a ulaşabileceğini düşünmüştür. Yapımı yıllar süren kule doksan metre çapında bir alana oturan ve yine doksan metre yüksekliğinde olup hem bir tapınak, hem soylu sınıfa mensup insanlar için saray ve yaşam evleri içeren, çarşı ve asma bahçeleriyle fantastik bir yerdir. Ancak beklenmedik bir şey olur ve bir gece ilahi bir mucize ile Babil halkının dilleri farklılaşır. Sabah kalkan insanlar birbirlerini anlayamazlar ve ardından dağılıp giderler. Kule ise tamamlanamadan kalır ve sonra da harap olur. Böylece dünyada yetmiş iki millet ve dil de doğmuş olur. (2) Buna "Tebelbül-ü Akvam" denilmektedir.

Dillerin çıkış noktası ve kökeni hakkında çeşitli teoriler ileri sürülmüştür: Nedensizlik teorisi, Tebelbül-ü akvam, Evrim teorisi, Taklit teorisi (insan çevresindeki doğa olaylarını, hayvanların ve ses çıkaran nesnelerin seslerini taklit etmek suretiyle dili meydana getirmiştir.) vesaire.

Dillerin çıkış noktası ne olursa olsun dilin durağan değil, dinamik bir yapıya sahip olma gerçeğini değiştirmez. Üstadımız da burada bu gerçeğe işaret ediyor. Diller ilgi ve gelişim ile büyür, ilgisizlik ile de daralabilir.

Diller köken itibarı ile birden vücut bulabilir "tebelbül-ü akvam"da olduğu gibi, lakin bir dilin birden mükemmele ulaşması âdetullaha aykırıdır. Zamana, gelişmelere ve diğer milletlerle etkileşime bağlı olarak gelişir.

Dipnotlar: 

1) bk. Mesnevi-i Nuriye, (trc. Badıllı).
2) bk. Doç. Dr. Rasim SOYLU, Dillerin Ortaya Çıkışı / Babil Kulesi, Zafer Dergisi, Mart 2015.