"Hem madem her şeyin hakikati, Cenâb-ı Hakkın bir isminin tecellisine bakar, ona bağlıdır, ona aynadır..." Kanun-u tahsin ve cemali nazara veren bu paragrafı izah eder misiniz?


“Hem, mâdem her şeyin hakikati Cenâb-ı Hakkın bir isminin tecellîsine bakar, ona bağlıdır, ona aynadır; o şey ne kadar güzel bir vaziyet alsa, o ismin şerefinedir, o isim öyle ister. O şey bilse, bilmese, o güzel vaziyet hakikat nazarında matlûbdur. Ve şu hakikatten gayet muazzam bir kanun-u tahsin ve cemâlin ucu görünüyor.”(1)

"Hakiki hakaik-i eşya esma-i İlahiyedir." 

Evet, kainattaki maddî ve manevî bütün rızıklar Rezzak isminin aynası iken, bütün suretler Musavvir isminin, süslemeler Müzeyyin isminin, gözler ve görmeler Basir isminin aynasıdır ve ona bağlıdır. Bu isimlerin herhangi birisinin tecellisi kesilse, kâinatta o isimden nur ve medet alan bütün varlıklar karanlığa düşer. Elektrikten nur alan bütün lambaların şartelinin indirilmesiyle sönmesi gibi...

Metinde geçen ayna kelimesi Güneş misalini hatıra getiriyor. Bir ayna ne kadar büyük ve ne kadar temiz olursa Güneş'in ışığını o kadar güzel ve mükemmel gösterir. Aynanın parlamasındaki şeref Güneş'e aittir, zira onun ziyasından gelmektedir. Ayna bunu bilse de bilmese de fark etmez.

Bir ağaç da Rezzâk isminin aynasıdır. Ondaki rahmet ve merhamet tecellileri ağacın kendisine ait değildir. Rızkın ne olduğunu bilmemesi, ağacın Rezzâk ismine ayna olmasına bir noksanlık getirmez. İşte bütün mahlûkatta kendilerinin iradeleri haricinde meyana gelen güzelliklerden “gayet muazzam bir kanun-u tahsin ve cemâlin ucu görünüyor.”

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz, İkinci Maksat.