"Ahirete bakan semanın yıldızlarını onunla işal etmesi..." cümlesinde geçen, "ahirete bakan yıldızlar" bu dünyada gördüğümüz yıldızlardan farklı mıdırlar?


"Arzın medar-ı senevîsi altında bulunan Cehennem-i Kübrâ,  yerin merkezindeki Cehennem-i Suğrayı güya tevkil ederek bazı vezaifini gördürmüş. Kadir-i Zülcelalin mülkü pek çok geniştir; hikmet-i İlahiye nereyi göstermişse Cehennem-i Kübrâ oraya yerleşir."

"Evet, bir Kadîr-i Zülcelâl ve emr-i  كُنْ فَيَكُونُ 'a malik bir Hakîm-i Zülkemal, gözümüzün önünde, kemâl-i hikmet ve intizamla kameri arza bağlamış; azamet-i kudret ve intizamla arzı güneşe raptetmiş ve güneşi, seyyârâtıyla beraber, arzın sür'at-i seneviyesine yakın bir süratle ve haşmet-i rububiyetiyle, bir ihtimale göre şemsü'ş-şümus tarafına bir hareket vermiş ve donanma elektrik lambaları gibi yıldızları saltanat-ı rububiyetine nurani şahitler yapmış, onunla saltanat-ı rububiyetini ve azamet-i kudretini göstermiş bir Zat-ı Zülcelâlin kemal-i hikmetinden ve azamet-i kudretinden ve saltanat-ı rububiyetinden uzak değildir ki, Cehennem-i Kübrâyı elektrik lambalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip ahirete bakan semanın yıldızlarını onunla iş'âl etsin, hararet ve kuvvet versin. Yani, âlem-i nur olan cennetten yıldızlara nur verip, cehennemden nar ve hararet göndersin; aynı halde, o cehennemin bir kısmını ehl-i azaba mesken ve mahpes yapsın."(1)

Semadaki yıldızlar hem dünyamıza, hem de ahiret âlemine bakıyor. Cehennem, Üstad'ın ifadesine göre bir ateş kazanı gibi, hem ahirette vazife yapıyor hem de bizim şahit olduğumuz bu şehadet âleminde vazife yapıyor. Ahiret âleminde azap ve ceza vazifesini görürken, bu âlemde de yıldızlara ateş kaynaklığı yapıyor.

Netice olarak; semadaki yıldızlar, nurunu cennetten, nârını ise cehennemden alıyorlar. Dolayısıyla farklı değil, aynı yıldızlar olduğu anlaşılmaktadır.

1) bk. Mektubat, Birinci Mektup.