"Fakat şimdi tekemmül-ü vesait-i nakliye ile âlem bir şehr-i vahid hükmüne geçtiği gibi, matbuat ve telgraf gibi vesait-i muhabere ve müdavele ile ehl-i dünya, bir meclisin ehli hükmündedir." Üstad, yüz yıl öncesinden nasıl bu kadar net konuşabiliyor?


Üstad'ın hem akıl ve kalbinin deha derecesinde olması hem de Allah katında büyük bir mevkii sahibi olması, onu sair alim ve aydınlardan farklı kılıyor. Akıl ve hafıza noktasından Üstad ile aynı derecede olan bir filozof, bu keskin ifadeleri kullanamıyor. Demek sadece bir dahilik değil; Allah’ın ihsan ve ikram manası hükmediyor. Üstad'ın dönemindeki önemli filozofların ve alimlerin öngörülerinin ve tahminlerinin çoğu isabetsiz ve yanlış çıktı.

Üstad'ın, İslam’ın mukadderatı ile alakalı buna benzer çok müjdeci ve zahir işaretleri Risale-i Nur'da var.

Üstad kesbi ilimlere vakıf olduğu gibi, vehbi ilimlere de mazhardır. Üstad'ın dönemindeki İslam alimlerinin ekserisi, klasik medrese alimleridir; ilimleri de kesbidir. Hatta dönemindeki alimlerin birçoğu, Üstad'ın bu farklı ilmini kabul edip, takdir etmişlerdir. Bu yüzden kıyasa gelmeyecek kadar aralarında bir fark vardır.

Üstadımız bu meseleleri dertlendiği için devayı da Allah böyle veriyor. "Dert benimdir, deva Kur'an'ındır." diyerek, bu ilaçların kendisine geliş sebebini anlatır. Ayrıca tarihten ders alıp "Biliniz! Hakikî vukuatı kaydeden tarih, hakikata en doğru şahiddir. İşte tarih bize gösteriyor."(1) demekle, tarihin güzel bir mürşid olduğunu bildiriyor. Çeşitli fenlerden, kainattaki ilahi hikmetten, zamanın özelliklerinden ders alarak bu gibi meseleleri çözmeye çalışmış, İlahi irade de inayetini ihsan etmiştir.

"Evet, bakınız, zaman hatt-ı müstakim üzerine hareket etmiyor ki, mebde ve müntehası birbirinden uzaklaşsın."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Hutbe-i Şamiye.
(2) bk. age.

İlgili ders videosu için tıklayınız:
Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Dersleri (11.Bölüm)