"İbn-i Hâcer diyor ki: 'Salâhat niyetiyle sana verilen bir şey sâlih olmazsan kabul etmek haramdır.'" Bu ifadeyi nasıl anlamalıyız?


Altıncısı: Ve istiğna sebebinin en mühimi, mezhebimizce en muteber olan İbn-i Hâcer diyor ki: 'Salâhat niyetiyle sana verilen bir şey sâlih olmazsan kabul etmek haramdır.'"

"İşte, şu zamanın insanları, hırs ve tama' yüzünden, küçük bir hediyesini pek pahalı satıyorlar. Benim gibi günahkâr bir biçareyi, sâlih veya veli tasavvur ederek, sonra bir ekmek veriyorlar. Eğer -hâşâ- ben kendimi sâlih bilsem, o alamet-i gururdur, salâhatin ademine delildir. Eğer kendimi sâlih bilmezsem, o malı kabul etmek caiz değildir. Hem ahirete müteveccih a'mâle mukabil sadaka ve hediyeyi almak, ahiretin baki meyvelerini dünyada fâni bir surette yemek demektir."(1)

İbn-i Hacer, Şafiî mezhebinin en büyük müçtehid imamlarındandır. "Birisinin bu kişi sâlih bir insandır, diye verdiği hediyeyi şayet alan kişi sâlih değilse, almasını haram" olarak değerlendiriyor. Üstad Hazretleri de bu mutlak ve selahiyetli müçtehidin bu içtihadına dayanarak, bu hükmü mesleğinin en mühim esası olan istiğna düsturuna bir delil ve esas yapıyor.

İbn-i Hacer’in bu içtihadı birçok suiistimalin yolunu kapatıyor. Zira bu millet sâlih insanlara karşı çok cömerttir. Zekâtları, sadakaları ve himmetleriyle sâlih insanların, ehl-i hizmetin daima yanlarında olmuşlardır ve olmaya da devem ediyorlar.

“Evet, hakikat ve ahiret için çalışanlara karşı bu millet bir hürmet ve bir muavenet fikrini daima beslemiş. Ve bilfiil onların hakikat-i ihlaslarına ve sadıkane olan hizmetlerine bir cihette iştirak etmek niyetiyle, onların hâcât-ı maddiyelerinin tedarikiyle meşgul olup vakitlerini zayi etmemek için, sadaka ve hediye gibi maddi menfaatlerle yardım edip hürmet etmişler.”(2)

 Böyle olunca bir takım hırslı, hileci ve tamahkâr insanlar, ehl-i hamiyetin iyi niyetini su-iistimal ediyorlar. Tarihte bunun misalleri çoktur. Sâlih görünen ehl-i fıska karşı çok dikkat etmek gerekir ki, bu içtihat bir cihetle bu inceliğe dikkat çekiyor.

Üstad Hazretlerinin; "... Eğer -hâşâ- ben kendimi sâlih bilsem, o alâmet-i gururdur, salâhatin ademine delildir. Eğer kendimi sâlih bilmezsem, o malı kabul etmek caiz değildir..." cümlesi, İbni Hacer’in içtihadına farklı bir mana kazandırıyor ve kapıyı tamamen kapatıyor. Bir kişi "sâlihim, öyle ise alabilirim" derse, bu onun sâlih olmadığına delil olup almamasını gerektiriyor; şayet sâlih değilse zaten alamıyor. Netice itibariyle Üstad'ın içtihadı şudur ki, bu kapı bu zamanda kapalıdır.

Dipnotlar:

1) bk. Mektubat, İkinci Mektup.

2) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem’a.