"Cevâhir dolu bir kitab-ı mucizülbeyan" kavramını açıklar mısınız?


Cümlenin geçtiği paragrafı buraya alıp izaha çalışalım:

"İşte, hayalen oraya gittik. Bak, harika bir surette hüsn-ü suretle hüsn-ü sîreti cem eden o mürşid-i umumî, o hatib-i kudsî, cevâhir dolu bir kitab-ı mucizülbeyan eline alarak, bütün insanlara mele-i âlâdan nâzil olan bir hutbe-i ezeliyeyi okuyor. Ve bütün benî Âdemi ve cinleri ve mevcudatı dinletiyor. Evet, pek büyük bir emirden haber veriyor. Hilkat-i âlemin acip muammâsını açıyor. Kâinatın sırr-ı hikmetine dair tılsımı açıyor. Felsefe ve fenn-i hikmetin, nev-i beşere, 'Siz kimlersiniz? Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz?' diye irad ettiği akılları acz ve hayrette bırakan üç suale cevap veriyor."(1)

Buradaki kitab-ı mucizülbeyandan kastedilen; Allah’ın kelamı Kur’an-ı Kerim'dir. Cevahir ise; Kur’an-ı Kerim’in içindeki, imana ve ibadete dair hakikatlerdir. Kur’an, Allah’ın ezeli ve ebedi isimlerinden süzülüp gelen ebedi bir kelam olmasından dolayı, kainatın ve insanın mahiyet ve hakikatlerini çözen ve izah eden külli bir cevherler kutusu gibidir. İnsanlığın aklı ile çözemediği sırları ve tılsımları Kur’an, kati ve net bir şekilde çözüp insanlığın nazarına sunuyor.

İşte bu külli cevherler kutusu hükmünde olan harika ve mucize Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz (asm)'in elinde nazil olduğu için, onun elçi ve peygamber olduğuna en büyük şahit ve delildir.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Reşhalar.