Evliya ve asfiyaya ikinci bir nefs-i emmarenin tasallut etmeleri konusunu açıklar mısınız?


"Bu ikinci nefs-i emmârede şuursuz kör hissiyat bulunduğu için, akıl ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor ki onlarla ıslah olsun ve kusurunu anlasın. Yalnız tokatlar ve elemlerle nefret edip veya tam bir fedailiğe her hissini maksadına feda etsin. Ve Risale-i Nur'un erkânları gibi, her şeyini, enaniyetini bıraksın. Bu acip asırda dehşetli bir aşılamak ve şırıngayla hem hakiki, hem mecazi iki nefs-i emmâre ittifak edip öyle seyyiata, öyle günahlara severek giriyor. Kâinatı hiddete getiriyor."(1)

Nefs-i emmare, insanın nebati ve hayvani arzularının tamamına denir.

Hakiki nefs-i emmare, insana kötülüğü emreden ve onun terakki etmesine ve kemale ermesine hem mâni hem de vesile olan bir düşmandır. Terakkiye vesiledir, zira rakipsiz ve düşmansız terakki ve tekemmül edilemez. Allah, insanın fıtratına koymuş olduğu istidat çekirdeklerini geliştirip büyütmek için nefsi musallat etmiştir. Nefis bu yönü ile çekirdek olan kabiliyetlerimizi ağaç yapmak için hem yardımcı hem düşmandır. Zira insan nefsine mağlup olursa, bu kez de tedenniye gider.

Mecazi nefs-i emmare ise, hakiki nefsin terbiye ve ıslahından sonra devreye giren ve insanın tekemmül ve terakkisini temin eden nefistir. Bu nefis insandaki heves, damar, âsab, tabiat ve hissiyattan müteşekkil bir duygudur. Nefs-i emmarenin vazifesini aynı ile belki daha şiddetli olarak devam ettirir. Nefislerini tezkiye ve terbiye eden büyük evliyalar bu nefisten şikâyet etmişler. Burada asıl maksat bu nefsin mahiyeti değil, gayesidir.

Gayesi ise, insandaki hayır istidatlarının tekemmül ve terakkisine vasıta olmaktır. Büyük zatlar hakiki nefsi tezkiye ve terbiye de etse, Allah onların lehine olarak ikinci mecazi bir düşmanı karşılarına çıkarıyor ve manevi mücadele ölüme kadar sürüyor. Bu iki nefsin gaye noktasından aralarında bir fark yoktur. Sadece mahiyet ve şiddet noktasından bir fark vardır. Yarışmalarda ve imtihanlarda merhaleler kolaydan zora doğru gider.  Aynen bunun gibi büyük zatlar hakiki nefis merhalesini aşsalar da Allah karşılarına daha çetinini çıkarıyor, ta ki, manevi terakki ve tekemmül devam edebilsin.

Bu ölçüler ışığında meseleye baktığımız zaman, evliya ve âlimlerin öfke ve şehvetleri tamamen yok olmuyorlar. Sadece şer ve kötülüklerde yüzleri soluyor. Yoksa şehvet ve öfke hak namına daima işler ve çalışır durumdadır. Şehvet sevaba, öfke de şer ve küfre düşmanlığa çalışıyor.

1) bk. Kastamonu Lâhikası, 148. Mektup.