Bir avuç İsrail'in, üç yüz milyon Arap ve bir buçuk milyar İslam âlemine galip gelmesini kader açısından nasıl değerlendirirsiniz?


Öncelikle Kur’ân'da Yahudilerin mutlak manada galip gelip, Müslümanları çaresiz bırakacağı manasında bir ayet yoktur;  böyle bir mana da yoktur. Kur’ân'da ifade edilen, umumi kanunlardır. Yani Allah, insanlara, "Kim benim tekvinî ve kelamî şeriatıma uyarsa, ona başarı ve üstünlük veririm" diyor.

Tekvini şeriat, kâinattaki tabiat yani sünnetullah kanunlarıdır. Bu âdet ve kanunlara kim harfiyen uyarsa, Cenab-ı Hak da ona bu dünyada başarı ve üstünlük verir. Burada Mümin-kâfir ayırımı yoktur. Kim de bu kanunlara göre hareket etmez ise, o da zillet ve sefalet içinde yaşamaya mecbur olur.

Diğer şeriat ise; insanların hayatını nizama sokan İslam dinidir. Bu şeriata uymak; ancak ahiretimizi kurtarır.

Eğer her iki şeriata harfiyen uyabilsek hem dünyada hem ahirette mesut ve bahtiyar oluruz. Zillet belasından kurtulur, kâfirler karşısında güçlü ve birlik halinde dururuz. Meselenin temeli budur. Şayet biz bu şeriatları dikkate almadan, Kâbe’de yüz yıl dua etsek, yine Allah bize başarı ve üstünlük vermez.

Bir avuç İsrail, Allah’ın tekvini şeriatına sıkı sıkı sarıldığı için, üç yüz milyon Arab’a ve bir buçuk milyar İslam âlemine galip geliyor. İşin özü budur, başka yerlerde kabahat ve çözüm aramaya gerek yok.

Müslümanların büyük devletler kurarak bin yıl dünyaya hâkim olmaları gösteriyor ki, bugünkü halimiz tamamen bizim tembelliğimizden ve ihtilafımızdan kaynaklanmaktır.

Düşmana karşı galip gelmek için, zamanın icabına göre en tesirli silahlarla donanmak, harp kaidelerine harfiyen riayet etmek, sonra zaferi Allah’tan beklemek ve O’na güvenmek lazımdır. Bir ayette mealen şöyle buyurmaktadır: “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.”  (Enfal Suresi, 8/60)

Düşmanın saldırılarını önlemek için yeteri kadar kuvvet toplamak bütün Müslümanlar üzerine vaciptir. Zamanın icabına göre silah icat etmek İslam’ın mühim bir emridir. Bu hal sadece belli bir zamana mahsus olmayıp, kıyamete kadar geçerlidir.

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm.) bu ayetin tefsirini yaparken şöyle buyurmuştur: “Ey Ashabım! Dikkat edin! Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır.”

Atmak, sadece ok atmak anlamında değil, zamanın gerektirdiği silahı kullanmak demektir.

Bugün dünyanın birçok yerindeki Müslümanlar, güçleri olmadığından söz sahibi olamıyor ve haklarını da koruyamıyorlar. Cenab-ı Hakk’ın “kuvvet hazırlayın” emrine uymayan ve tevekkülün gereğini yerine getirmeyen Müslümanlar, şefkat ve merhametten mahrum, canavarlaşmış bir avuç Yahudi’ye mağlup olmaktadır.

Düşmana galip gelmemiz için, kuvveti elimizde bulundurmamız lazımdır. Biz zayıf düşersek ve kuvvet düşmanın elinde olursa, düşmanın bu kuvvet ile bize galip gelmesi kaçınılmazdır. Başka bir ifadeyle kâfirin attığı bomba, Müslüman’ın attığı taşa galip gelecektir.