SALTANAT-I RUBUBİYET


Fatiha sûresinde Cenâb-ı Hak kendisini “Rabb’ül-âlemin” olarak tanıtır. Sema âleminin de, arz âleminin de, canlılar ve cansızlar âleminin de ve nihayet, âhiret ve dünya âlemlerinin de Rabbi ancak Allah’tır.

“Senden başka Rab yok ki dergâhına gidilsin. Senden başka hak Mâbud yoktur ki, ona iltica edilsin!..” (Mesnevî-i Nuriye)

Bir zatın, hat sergisini düşünelim. Bu sergide ne kadar hat varsa, hepsi onun kaleminden akmıştır. O sergide bir “hattatlık saltanatı” görülür. Ama o saltanat, o sergiye ve onun açıldığı mekâna mahsus kalır. Başka mekânlarda ayrı sergiler ve değişik hatlar bulunabilir. Bu kâinat öyle değil. Bu âlem tek bir fuar, bu dünya tek bir sergi gibidir. Yıldızından çiçeğine, meleğinden insanına, dünyasından ahiretine kadar bütün varlıklar hep Allah’ın terbiyesinden geçmişlerdir. Verilen farklı terbiyeler, mahlûkların farklılığını netice vermiştir. Gözün terbiyesiyle kulağın terbiyeleri farklı olduğu gibi sema ile arzın, Cebrail ile Azrail’in terbiyeleri de birbirinden ayrıdır.

Bütün bu terbiyeler bir saltanat-ı Rububiyeti gösterir.

Bak: Rab ve Terbiye