"Hem kâhinler gibi, hâtif denilen şahsı görünmeyen ve sesi işitilen cinnîler,.." Kâhinlerin ve hatiflerin İslamiyet'ten önce Allah’ın izniyle gaybden haber verdiği söylenebilir mi? Hatifler, cinlerden veya meleklerden farklı mıdır?


"Hem kâhinler gibi, 'hâtif' denilen, şahsı görünmeyen ve sesi işitilen cinnîler, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın geleceğini mükerreren haber vermişler."(1)

Hatif: Gayıptan haber veren cinnî demektir. Kelime olarak sesi işitilen ve kendisi görülmeyen, seslenici, ses verici, çağırıcı mânalarına da geliyor.

Hatif; cinlerden bir türdür, melek değildir. Cinlerin kâhinleri kısmındandır. Nasıl insanlar içinde medyumlar ve kâhinler varsa, cinlerin medyum ve kâhinlerine de “hatif” deniliyor. 

Kur’an nazil olmadan önce, kâhinler cinler vasıtası ile semadan yarım yamalak haberler alıp gaybî bazı hâdiseleri önceden haber verebiliyorlarmış. Kur’an nazil olmaya başlayınca bu yol cinlere kapatılmıştır. Yani eskisi gibi cinler nuranî ve şeffaf vücutlarına güvenip semâ dairesine çıkamıyorlar, dolayısı ile semâ dairesine bahsi gelen kader levhalarının haberlerine de vakıf olamıyorlar. Böylece semâ tarafı büyük bir emniyet altına alınıyor.

Semânın emniyet altına alınmasının sebebi, Kur’an’ın semadan nazil olmasıdır. Böylece Kur’an hakkında en ufak bir şaibe ve şek kalmamış oluyor. Yani acaba Hazret-i Muhammed (asm)’i -hâşâ- cinler mi aldatıyor ya da ona gelen vahyin içine cinlerin yalan yanlış haberleri mi karışıyor? şüphesi bertaraf edilmiş oluyor.

Tabiî cinlerin bu kulak hırsızlığı, semâ âleminin merkezi ve başkenti durumunda olan mele-i âlâ denilen meleklerin müzakere meclisinde değil, semâ âleminin tabiri yerinde ise taşraları hükmünde olan köşe ve bucaklarındaki mevkileridir. Genelkurmay karargâhında alınan kararlar nasıl sınır karakollarına tebliğ ediliyor ise aynı şekilde mele-i âlâda alınan kararlar da semanın sınır karakolları hükmünde olan yerlerine tebliğ ediliyor. İşte cinlerin kulak hırsızlığı yaptığı yerler, semânın bu sınırlarıdır, yoksa semânın merkezi hükmünde olan mele-i âlâ değildir.  

Cinlerin gaybı bilmesi, mutlak gaybı bilmek değil; emareleri çıkmış, artık semâ dairesinde tezahür etmiş bir gaybı bilmek şeklindedir. Yoksa mutlak gaybı Allah’tan başka kimse kendi başına bilemez, ancak Allah bildirir ise bilinebilir.

(1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup.