Block title
Block content

NUH POLATOĞLU

 

 l892'de Van'da doğmuş, l978'de vefat etmiştir. Bediüzzaman'la birlikte Eskişehir'de mevkuf kalmıştı.

Barla Lâhikası'nda Üstad'ın Molla Hamid Efendi ile birlikte kendisine hitaben bir mektubu bulunmaktadır. Bediüzzaman'a olan sevgi ve hasretini dindirmek için kendi resmiyle birlikte Üstad'ınkini yan yana tab ettirerek, devamlı başucunda bulunduruyordu.

Eskişehir mahkemesi esnasında ele geçen mektuplarda, onun da ismine rastlandığı için, Van'dan alıp, Eskişehir'e sevk etmişlerdi. "Altı ay yattık" diyerek, anlatmaya başladı:

 "İki hayatını ortaya koyuyordu"

"Üstad'ı gençlik yıllarında Van Valisi Tahir Paşanın konağında kaldığı yıllarda tanırdım. Tahir Paşa kendisini çok severdi, hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse beraber bulunurdu.

"Edremit sahillerinde Van Üniversitesinin temeli, büyük merasimlerle atılmıştı. Bu merasimlerde gerek Vali Tahir Paşa, gerek Üstad Bediüzzaman konuşmalar yaptılar. Üstad'ımın elinde gümüş saplı, çift uçlu bir kamçı vardı. Elindeki çift uçlu kamçı ile iki hayatını, yani dünya ve âhiret hayatını ortaya koyarak, eline alarak, mücadele meydanlarına atıldığını, ifade etmek istiyordu."

Bu hatıralar bana Münazarat eserindeki şu satırları hatırlattı:

"Umumun malûmu olsun ki: İki elimde iki hayatımı tutmuşum, iki hasım için, iki meydan-ı mübarezede iki harp ile meşgulüm. Tek hayatlı olan adam meydanıma çıkmasın."(Münazarat) 

Van'da temeli atılan üniversite

Edremit'teki temel atma merasimlerini gören, Vanlı Hakkı Edremit:

"Büyük ziyafetler verildi. Çeşitli yemekler yapıldı. Uzun tulumba tatlıları yenildi. Temel atılmadan önce, 'Şarkın ve garbın âli şahsiyeti, Hâzâ Bediüzzaman, Molla Said Hazretleri' diye kendisini takdim ettiler. Daha sonra da temele ilk harcı, bizzat kendisi koydu." diyor.

Tahir Paşa çok sevdiği Bediüzzaman'a: 'Nasıl, Seyda bu ziyafetleri beğendin mi?' deyince, Bediüzzaman da Tahir Paşaya gülerek şu cevabı vermiş:

"Cömertlikte İbrahim Halilullah'a ulaşamazsın. Onun köpekleri de gümüş tabaklarda yemek yerlerdi."

Nuh Polatoğlu, Üstad'ıyla geçirdiği o mes'ud günleri, hasret gözyaşlarıyla anıyor. Kısa ziyaret ve sohbetimizde, bizi yanından ayırmak istemiyordu. Anlatmak, konuşmak, uzun uzun dertleşmek istiyordu. Kendisini fazla rahatsız etmemek, üzmemek, için üzülerek izin isteyip ayrıldık.

(Son Şahitler kitabının, birinci cildinden derlenmiştir...)

Paylaş
Yükleniyor...