Block title
Block content

Nur Penceresi'nde deniyor ki; "Zerreler bu dünyada insanın içinde talim görüyorlar ve nurlanıyorlar." Bu durumu açıklar mısınız? Eğer böyle ise, kafirlerin durumu nasıl olacak; onlar zerreleri öldürüyorlar mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"HAŞİYE: Şu dünyada cism-i insanî ve hayvanî, zerrat için güya bir misafirhane, bir kışla, bir mektep hükmündedir ki, câmid zerreler ona girerler, hayattar olan âlem-i bekàya zerrat olmak için liyakat kesb ederler, çıkarlar. Âhirette ise اِنَّ الدَّارَ اْلاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ   [Asıl hayata mazhar olan âhiret yurdudur., (Ankebut, 29/64)] sırrınca, nur-u hayat orada âmmdır. Nurlanmak için o seyrüsefere ve o talimat ve talime lüzum yoktur; zerreler demirbaş olarak sabit kalabilir."(1)

Cüz, mensubu olduğu küll’den bir özellik, bir irsiyet bir kemal manası alır ve ona göre şekillenir.

Mesela, bir ağacın bünyesinde çalışan bir zerre, ağacın umumi manasının küçük bir noktası hükmüne geçer ve ağacın vasfı ile vasıflanır. Hatta ağacın mühim bir mevkiinde hizmet ediyorsa; mesela, esasat  ya da ukdeyi hayat mevkiinde ise, tamamen o ağacın kendisi olur. Bulunduğu yer onun hem talim yeri, hem de vazife alanıdır. Bulunduğu yere göre Allah’ın isim ve sıfatları bu zerreye bir letafet bir nuraniyet veriyor.

Allah, kainata  terakki ve tekemmül verdiğinden, hiçbir şey yeknesak, hareketsiz ve  sabit olarak yerinde kalmıyor. Sürekli hareket ve gelişme içinde kainatı çalkalıyor. Her şey için bir kemal noktası tayin etmiş, oraya varana dek zerreler tahrik ve sevk ediliyor.

Hareket ve kemal ise, ilkelden mükemmele doğru olduğundan, her şey ilkelden mükemmele doğru gidiyor. Mesela bir çocuk, ilk olarak ilkokulda nurlanır, sonra orta okul, lise, yüksek okul ve hakeza mükemmele doğru ilerler. Her yerdeki nurlanma farklı olur.

Aynen misaldeki gibi, zerre de ilkelden mükemmele doğru nurlanarak gider. Başta, camit (cansız) bir varlık bünyesinde talim eder, sonra hayatlı bir vücuda girer, sonra ruhlu bir mertebeye çıkar, en nihayetinde şuurlu bir mevkie ulaşır. Yani insan vücuduna nefer olur. Ve oradan da beyin, kalp gibi yukarılara doğru ilerler. Her mevki ve makamda nurlanmak manası farklı olur. Ve bulunduğu bünyenin hasiyetine sahip olur.

İnsan ruhu, şuur ile öyle bir mevkie çıkmış ki, adeta bütün bedenin gören gözü, işiten kulağı, akleden idraki olmuş, bedenin her yerinde hazır ve nazır, her bir hücre ve organla alakası ve tasarrufu vardır.

Ruh gibi, bedene giren zerreler de nuraniyet kazanmış ise, her bir zerre ile görür, her bir zerre ile işitir. Bu manaya işaret eden  Peygamber Efendimiz (asm), arka tarafını,  ön taraf  gibi gördüğüne dair rivayetler mevcuttur.

Demek insan bedeni ve bünyesinde çalışan zerreler, insanın yüksek ruh ve şuurundan bir hisse alabilirler ve ona göre işler yapabilirler. Bu mana ahirette zaten çok açık ve net yaşanacaktır. Yani, Cennet’te, her bir cisim ve eşya şuurlu olacaklar. Allah’ın kerem ve şefkati, şu kainatın ameleleri ve işçileri  konumunda olan zerrelere de bir şuur bir lezzet vermesi mümkündür. Bizim idrak edemememiz, olmadığına delil değildir.

Bu zerrelerin başka bir bedene geçmesi onun kazanımlarını yok etmez, sadece farklı bir yerde istihdam edilmiş olurlar. Nitekim mevcudat; camidat, nebatat, hayvanat ve insaniyet olarak dört ana gruptan oluşuyor. Zerreler ise şu gruplar arasında tahrik ve sevk olunuyorlar. Bu sebeple bu türler arasında gelip gitmeler kainatın esaslı bir kanunudur.

Zerrenin, kafirin bedeninde olması ona bir zarar vermez. Zira kafir de olsa onun bedeninde hükmeden Allah’ın isim ve sıfatlarıdır. Küfür, insanın kendi şuurunu alemlere kapaması demektir. Yoksa vücutta aynı isim ve sıfatlar tecelliye devam ediyorlar. İnsan küfrü ile Allah’ın isim ve sıfatlarını göremez hale geliyor, tecellileri iptal ile vücuttan iskat etmiyor. Aynı zerre kafirle Cehenneme gitse, zerre vazifeden gelen lezzet ile mütelezziz olurken kafir azap çeker, tıpkı Cehennem melekleri (zebaniler) gibi.

(1) bk. Sözler, Yirmi Sekizinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...