Block title
Block content

Nur Risalelerinde zaman zaman rüyalara yer veriliyor. Rüyaya ne derece itimad edilebilir? Bir dava, rüyalara dayandırılabilir mi?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risalelerde herhangi bir rüyanın, nur talebelerinin uyması için anlatıldığı olmamıştır. Bazı rüya tabirleri geçmiştir; fakat umumun bir şekilde uymasının salık verildiği bir rüya bulunmamaktadır. Yani iman ve Kur'an davası rüyalara dayandırılmamıştır. Bunu arz ettikten sonra, rüya ile ilgili geniş bilgi vermeye çalışalım:

Hemen herkes, her gece rüya görür. Bu rüyaların bir kısmı, karma karışık şeylerdir. Bir kısmı, günlük olayların rüyaya yansımasıdır. Bir kısmı da, daha önceden hiç düşünülmeyen, hayal edilmeyen şeylerin görülmesidir. Gördüğümüz rüyaları kaynakları bakımından üç grubta toplayabiliriz:

1. Nefsanî Rüyalar.
2. Şeytanî Rüyalar.
3. Rahmanî Rüyalar.

Bunlardan nefsanî rüya, ya geçmişe dâir hatıraların veya kişinin arzu ettiği şeylerin görülmesidir. Şeytanî rü'ya, şeytanın telkîniyle görülen rüyalardır. Rahmanî rüya ise, ya doğrudan doğruya Allah tarafından veya melek vasıtasıyla kalbe yansıyan ve gaybî manaları taşıyan rüyalardır. Bizim asıl olarak üzerinde duracağımız, Rahmanî rüyalar kısmı olacaktır. Rü'yanın bu kısmına "Sadık rüya" veya "Salih rüya" da denilmektedir.

Konunun örneklerine geçmezden önce, bir meseleyi kısaca ele almakta fayda görüyoruz. Şöyle ki:

Freud'un temsil ettiği "Psikanaliz okulu" rüyaları değerlendirirken "Rahmanî rü'ya" kısmını nazar-ı dikkatten almamaktadır. Bu görüşün temsilcisi olan Freud'a göre:

“Rüyalar içimizden ve dışımızdan gelen etkilerden şekillenir. Hayal, bu etkileri biçimlendirilir. Rüyalarımızda önceden yaşadığımız olayların izleri vardır. Çocuğun arzu edip de ulaşamadığı şeyleri gece rüyasında görmesi gibi, her insan rüyasında, tatmin olmamış isteklerini elde ettiğini görür. Dînî inançlar veya kültürel baskı sebebiyle şuur altına itilmiş istekler, rüyada su yüzüne çıkar. Görülen rüyalar, özellikle cinsî temayüllerin sembolik bir tezahürü durumundadır.”

Her türlü rüyada bir cinsî temâyül izi görmeye çalışmak, bütün rüyaları, sadece iç ve dış çevrenin tesirinde meydana geliyor sanmak, İslamî bir bakışla bakıldığında hiç de kabul edilir bir görüş değildir. Rüyaları şuur altıyla izâh etmek bazı rüyalar için doğru olabilir. Fakat genelleme yaparak her rüyayı bununla izâha kalkmak doğru değildir.

Öyle rüyalar vardır ki, bunlar şuur altından yansıyan birer görüntü olmayıp gaybdan kalp gözüne akseden parıltılardır. Dolayısıyla, psikanaliz okulunun rüyalara bakış açısı, ancak bazı rüyaları açıklayabilir, yoksa bütün rüyaları değil.

Hemen her insan çok nâdir de olsa, "Rahmanî rüya" dediğimiz gaybî mesajlar ve sırlar taşıyan rüya çeşidine muhatab olmuş ve olmaktadır. Rüyada görülüp diğer gün, hatta yıllar sonra aynen çıkan rüyalar hiç de az değildir. Bu şekilde gaybî mesaj taşıyan rüyalar, Levh-i Mahfuzda yazılı olan şeylerin kalb aynasına yansımasıyla meydana gelir. Uyku halinde insanın duyguları istirâhat halinde olmakla beraber, hayal uyanıkken olduğu gibi, yine fâal durumdadır. Bundan dolayı Levh-i Mahfuz'dan kalbe yansıyan şeyler, hayalin giydirdiği bir suret ve temsille hatırda kalır. Kişi uyandığı zaman, hayalin giydirdiği bu suret ve temsilleri hatırlar.

Rüyay-ı sâdıkanın bir yönü, kişiye teselli vermeye, ona gaybî müjdeler getirmeye bakar. Hz. Peygamber (asv) bu tür rüyadan "Mübeşşirât" olarak bahsetmiş ve şöyle buyurmuştur:

"Risâlet ve nübüvvet bitti. Benden sonra ne bir nebî gelecektir, ne de Rasul... Lâkin 'mübeşşirat' vardır. Sahabe 'Mübeşşirat nedir Ya Resulallah?' diye sorar. Hz. Peygamber, 'Müslüman kişinin gördüğü rüya.' der. O, nübüvvetin cüzlerinden bir cüzdür."(1)

Rasulullah'a vahyin sadık rüyalar şeklinde başlaması, üstteki hadisi anlamamıza yardımcı olmaktadır. Hz. Aişe'nin haber verdiği gibi, vahyin başlangıcında Resulullahın gördüğü rüyalar, sabahın aydınlığı gibi açık ve nettir. (2)

Peygamber Efendimiz (asv)'in annesi Hz. Âmine, vefatına yakın oğluna şunları söyler:

“Yavrum, rüyamda bana bildirilenler doğru ise, sen insanlığı kurtaracak kişi olacaksın.”

Kur'an-ı Kerîm'de, özellikle Yusuf suresinde rüyadan çokça bahsedilir. Bu surede bahsedilen ilk rüya Hz. Yusuf'un çocukluğunda gördüğü bir rüyadır. Hz. Yusuf (as), bu rüyasında on bir yıldızı, güneş ve ayı kendisine secde ederlerken görür. Rüyayı babasına anlatır. Bunun üzerine babası der ki:

"Rabbin seni böylece seçkin kılacak. Sana ‘Ehâdisin tevilini’ öğretecek ve bundan önce ataların İbrahim ve İshak üzerine nimetini tamamladığı gibi, senin ve Yakupoğullarının üzerine de nimetini tamamlayacaktır. Muhakkak ki Rabbin Alim'dir, Hakim'dir." (Yusuf, 12/6)

Hz. Yusuf'a öğretilen "Ehâdisin te'vîli" bir yönüyle "Rüya tabiri" şeklinde açıklanmaktadır. "İlâhî vahy ve işaretin inceliklerini anlamak" "Meydana gelen olaylardan bunların neticelerini hissetmek" şeklinde de değerlendirilmektedir.

Bu rüya uzun yıllar sonra gerçekleşir. Hz. Yusuf (as), uzun maceralardan sonra Mısır Maliye bakanı olur. Anne-babasını, kardeşlerini Mısır'a getirir. Onlar, Hz. Yusuf'un manevî büyüklüğü ve maddî saltanatı karşısında saygı ile eğilirler. O zaman Hz. Yusuf, babasına yıllarca önce gördüğü rüyayı hatırlatıp şöyle der:

"Ey babacığım. İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın te'vîli. Rabbim onu gerçek kıldı." (Yusuf, 12/100)

Görüldüğü gibi, Hz. Yusuf rüyasında anne-baba ve kardeşlerini sembollerle görmüştür. On bir yıldız kardeşlerini, güneş ve ay ise, anne - babasını temsil etmektedir. Onların secde etmeleri, Hz. Yusuf'un maddî - manevî büyüklüğünü göstermektedir.

Hz. Yakub (as), Yusuf'un rüyasındaki sembollerin dilini çözmüş, o rüyadaki gaybî mesajı yakalamıştır.

Yusuf Suresi'nde zikredilen ikinci rüya, zindandaki iki kişinin rüyasıdır. Bunlardan biri üzüm sıktığını, diğeri de başının üstündeki ekmekten, kuşların yediğini görür. Bir iftira neticesi zindanda bulunan Hz. Yusuf'tan, rüyalarının tabirini isterler. Hz. Yusuf, bunlara önce tevhîd hakîkatını anlatır. Ardından, üzüm sıkanın eski görevine döneceğini, diğerinin de asılacağını haber verir. (Yusuf, 12/36-41)

Bu suredeki son rüya ise, Mısır hükümdarının rüyasıdır. Hükümdar rüyasında yedi cılız ineğin yedi semiz ineği yediğini görür. Ayrıca yedi tane ve yeşil ve kuru başak müşâhede eder. Rüyasını etrafındakilere anlatır. Onlar yorum yapamadıklarından "Anlamsız rüyalar demeti" olarak nitelerler.

Bu rüyayı duyan zindandan kurtulan şahıs Hz. Yusuf'un rüya tabirciliğini hükümdara söyleyince rüyayı tabir ettirmesi için zindana gönderilir. Hz. Yusuf, "Bollukla geçen yedi yıldan sonra yedi yıl sürecek kıtlık yıllarının geleceğini..." (Yusuf, 12/43-49) haber verir. Hz. Yusuf'un bu tabiri, masumiyetinin anlaşılıp Mısır maliye bakanı olmasına vesile olmuştur. Rüya, tabir ettiği şekliyle gerçekleşir.

Hükümdarın bu rüyasından, memleketin geleceğini düşünen kimselere rüyalarında, o konuda mesajlar geleceği manası kendini hissettirmektedir. Kur'an'da Hz. Peygamber (asm)'in bir kaç rüyasına da yer verilmiştir. Bunlardan birisi, Hz. Peygamber'in Bedir savaşı öncesi gördüğü rüyadır. Resullullah rüyasında, müşriklerin az olduğunu görmüş ve bunu ashabına müjdelemişti. Ayet, bunu şöyle hikâye eder:

"O zaman Allah sana rüyanda düşmanlarınızı az göstermişti. Eğer çok gösterseydi korkar ve cihada çıkıp çıkmama hususunda ihtilâfa düşerdiniz. Fakat Allah, sizi korkudan ve ihtilâftan kurtarıp selâmete erdirdi. Şüphesiz O, gönüllerde olanı bilendir." (Enfal, 8/43)

Düşman sayıca çok olduğu halde Hz. Peygamber (asv)'e rüyada az gösterilmiştir. Bu, mü'minlerin cesaretle, emin bir şekilde savaşa katılmalarını sağlamıştır. Bir cihetten bakıldığında ise, onların sayıca az gösterilmeleri, manen kuvvetsiz ve desteksiz olmalarını temsîl etmektedir. Evet, sayıca çok idiler, ama kuru bir kalabalıktan ibarettiler. Kıymetli değer ölçülerine, yüce ideallere sahip değillerdi. Bu yönden bakıldığında, Hz. Peygamber'e onların gerçek durumunun gösterildiği anlaşılacaktır.

Hz. Peygamber (asv)'in Kur'an'da temâs edilen bir başka rüyası Müslümanların Mekke'ye girişiyle ilgilidir. Hz. Peygamber (asv) Hudeybiye barışının olduğu sene, Mekke'ye girdiklerini, Beyt'i tavaf ettiklerini görmüş, bunu ashâbına haber vermiştir. Bunun o sene olacağını sanan ashab, Hudeybiye barışıyla mahzun bir şekilde dönerlerken nâzil olan Fetih Suresi, onların gönüllerine su serpmiş, kederlerini gidermiştir. Surenin rüya ile ilgili bölümü şöyle demektedir:

“And olsun ki Allah, Resulünün rüyasını doğru kıldı. Allah'ın dilemesiyle siz emniyet içinde, başlarınızı traş etmiş ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz." (Fetih, 48/27)

Bu rüya, bir sene sonra umre şeklinde, iki sene sonra da Mekke'nin Fethi şeklinde gerçekleşmiştir.

Kur'an'da zikredilen bu ibretli rüyalar gaybdan birer haber veya kudsî bir teselli, bir müjde manası taşımakta veya yol göstermektedirler. Zindandaki iki adamın rüyaları ve Mısır hükümdarının rüyası, Peygamberlerden başkasında da gaybî mesaj yüklü rüyaların olacağını göstermektedir.

Asrımız müfessirlerinden Seyyid Kutub Amerika'da iken, gördüğü bir rüyasında yeğeninin gözünde kan olduğunu görür. Mektupla yeğeninin durumunu sorduğunda, gözünde iç kanama olduğu ve tedâvî gördüğünü öğrenir. Çıplak gözle görülmeyen iç kanama kıtalar ötesindeki amcasına rüyada gösterilmiştir. (Kutub, IV/197)

Tarihte meşhur olmuş nice rüyalar vardır. Bunlardan birini naklediyoruz:

"Amerikan Cumhurbaşkanlarından Abraham Lincoln, rüyasında tiyatro seyrederken öldürüldüğünü görür. Rüyasını dostlarına anlatır. Diğer gün tiyatroda iken, temsîlin heyecanlı bir sahnesinde reisin bulunduğu yere giren birisi, silâhını onun başına boşaltır, öldürür." (14 Nisan 1865)

Rüya Tabiri:

Tabir ifâdesi “ubur” kökünden gelir. Bu ise, nehri bir kıyıdan diğer kıyıya geçmek anlamına delâlet eder. O zaman "Rüya tabiri" ifâdesi, rüyanın zâhirinden bâtınına geçişi bildirir. Yani, "Alem-i misaldeki görüntülerin manalarını, âlem-i şehâdete geçirmek" demektir.

Rüyanın tabirini bilmeyenler zâhirin kıyısında beklemeye mahkûmdurlar. Trafik işaretleri, bilene bir şeyler söylerken, bilmeyenlerce birtakım şekillerden ibâret kalır. Onun gibi, rüyadaki sembol ve işaretler de âlem-i misâle ait harf ve kelimeler durumundadır. O dili bilenlerce tercüme edilmeleri gerekmektedir. Rüyaların sembolik dilini bilmek, gaybî bir takım sırları yakalayabilmeyi sağlayacaktır.

İmam-ı Azam rüyasında Peygamber Efendimiz'in kabrine girip O'nun kemiklerini bir araya getirdiğini görür. Heyecan içinde uyanır, "Acaba ben Peygamber Efendimiz (asv)'e karşı bir su-i edepte mi bulundum?" diye düşünür. Uzun süre rüyayı kimseye anlatmaz.

Sonunda dayanamayıp meşhur rüya tabircisi İbn-i Sirin'e gider. İbn-i Sirin rüyayı dinleyince, "Efendim, zatınızı tebrik ederim, çok güzel bir rüya görmüşsünüz. Siz, Resululah'ın sünnetini bir araya getireceksiniz." der. Gerçekten de İmam-ı Azam ilk mezhep imamı olarak tarihe geçer.

Bir gün birisi İbn-i Sirin'e gelip, "Rüyamda incir yediğimi gördüm, acaba tabiri nedir?" diye sorar. İbn-i Sirin, "İncir bir meyvedir, nimete mazhar olacağınıza işâret eder." der.

Aylar sonra bir başkası gelir, rüyasında incir yediğini, bunun ne anlama geldiğini sorar. İbn-i Sirin, "Aman dikkat et, bugünlerde dayak yiyebilirsin." der. İbn-i Sirin'in çevresindeki talebeleri, adam ayrıldıktan sonra, "Efendim, aylar önce bir başkası gelmişti, aynı rüyayı o zaman nimete mazhar olmak şeklinde yorumlamıştınız. Bu farklılığın sebebi nedir?" diye sorarlar. İbn-i Sirin gülerek cevap verir:

“Birinci adam rüyayı gördüğünde yaz mevsimiydi. İncir ağaçlarında meyve vardı. Ama ikinci adam rüyayı kışın gördü. Kışın incir ağaçlarında kuru dallar kaldı. Bu da ancak dayakta kullanılır."

Hadis kitaplarında, "Kitabü'r-Rüya" bölümleri vardır. Bu bölümlerde Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) rüya tabirlerine yer verilir. Peygamber Efendimiz  (s.a.v.) sabah namazından sonra cemaatiyle sohbet eder, bu sohbet esnasında hem kendi gördüğü rüyalardan anlatır, hem de sahabenin rüyalarını tabir ederdi. Nümune olarak bazılarını zikrediyoruz:

Bir defasında Peygamberimiz  (asv.) şöyle der:

"Rüyamda bana süt ikram edildi. Doyuncaya kadar içtim, geriye kalanı da Ömer'e verdim." Sahabe, "Tabiri nedir ya Resulallah?" dediler. Peygamberimiz (asv.) "İlim" buyurdular.

Bir keresinde Peygamberimiz (asv.) rüyasında çirkin, saçı başı dağınık bir kadın gördüğünü, bu kadının Medine'den çıkıp Yahudilerin falan beldesine doğru gittiğini söyler. Tabirini de şöyle yapar:

"Medine’de görülen salgın hastalık bitecek, aynı hastalık yakında Yahudilerin falan beldesinde zuhur edecek."

Sahabenin biri sorar: "Ya Resulallah, rüyamda başımın benden ayrı bir şekilde önümde gittiğini gördüm, acaba ne demektir?" Peygamberimiz (asv.) şöyle cevap verir:

"Şeytan seninle dalga geçmiş, bunu sakın başkalarına anlatma!"

Peygamber Efendimiz (asv.) zaman zaman isimlerden de yola çıkarak rüya tabir ederdi. Bir rüyasını şöyle anlatır:

"Ukbe bin Rafi'nin evinde "Tâbe" denilen hurmadan ikram edildi. Sahabe, "Ya resulallah, tabiri nedir?" diye sorunca şöyle yorumladı:

"Dünyada rif'at (yükseklik) bizim olacak. Ukba’da (ahiretde) şan u şeref bizim olacak. Artık işimiz yoluna girdi."

Peygamber Efendimiz  (asv) bu rüyayı tabirde isimleri kullanmıştır. "Artık işimiz yoluna girdi" şeklindeki ifâde hadis metninde "Tâbe emruna" şeklinde geçer. Peygamberimiz (asv.) burada hurmanın isminden yola çıkarak bu manayı bildirmiştir.

...

Rüyalarda kullanılan dil semboliktir. Bu semboller kişiden kişiye farklılık arzedebilir. Adeta her bir insan, kendi rüya alfabesini oluşturur, bunlarla rüya görür. Mesela, Müslüman birinin rüyada köpek veya domuz görmesiyle, Hristiyan birinin aynı şeyleri görmesi aynı anlamları taşımayabilir. Çünkü köpek ve domuz Müslümana göre necistir, Hristiyana göre ise sevimlidir.

Rüyada bize hırlayan bir köpek gördüğümüzde, bu bize sataşacak birine işaret edebilir veya en azından kendi nefsimizi sembolize eder. Çünkü, insanın nefsi hiç de rahat durmaz, onu günahlara sevk etmek ister. Rüyada bir merkebin peşinde gittiğini gören biri, "Acaba nefsin gayr-ı meşru arzularının peşinden mi gidiyorum?” diye kendini bir kontrol etmelidir. Rüyasında beyaz bir kuşun başı üzerinde uçtuğunu gören biri, o günlerde sıra dışı bazı imkânlara kavuşabilir, kısmeti açılabilir.

Rüyasında treni kaçırdığını gören biri, bir fırsatı kaçırdığının alâmetini görmüştür. Böyle bir rüyayı treni bilen ve onu göz  göre göre kaçırmanın ızdırabını yaşayan biri görebilir. Yoksa ömründe hiç tren görmemiş biri, asla bu tür bir rüya göremez. Fırsatı kaçırma manası, onun âleminde kendi bildiği bir tarzda yansır.

Rüya ile amel edilir mi?

Kişinin gördüğü sadık rüya, yol gösterici, yönlendirici, bazan da teselli edici olmakla beraber, rüya bilgi vasıtalarından biri olarak kabul edilmez.
Çünkü insan, rüyasının sadık olduğunu çoğu kere ancak o rüya gerçekleştiğinde bilebilir. Nitekim görünüşte güzel nice rüyalar vardır ki, o kişinin hayatı boyunca gerçekleşmemekte ve nefsin bir arzu ve temmenîsinin rüyaya yansımasından ibaret kalmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim (as)'in rüyasına yer verilir. Hz. İbrahim rüyasında oğlunu kurban ettiğini görür. Bunu oğluna anlattığında, oğlu tam bir teslimiyetle,

"Babacığım, sana emredileni yap. İnşâallah beni sabredenlerden bulacaksın." der. (Saffat, 37/102-107)

Hz. İbrahim (as) buna teşebbüs eder. Ama İlâhî irâde, İsmail'in kurban edilmesi değil, baba - oğulun imtihân edilmeleri olduğundan, Hz. İbrahim semâdan gelen bir koç hediyesiyle taltîf edilir, İsmail yerine onu keser. Burada şu noktayı unutmamak gerekir:

"Peygamberlerin rüyası vahiydir." (3

Onun için şeytan onların rüyasına müdâhalede edip telkînde bulunamaz. Fakat diğer insanlar için böyle bir teminat söz konusu olmadığından, meselâ birisi rüyasında oğlunu kurban ettiğini görse, bu rüyayla amel edemez. Etse, evlâd katili olur.

Bir de, görülen rüya başkasını bağlayıcı bir hüküm getirmez. Meselâ birisi, "Ben rüyamda gördüm. Hz. Peygamber (asv.) sizden şunları yapmanızı istedi..." dese, bu rüya başkası için delîl sayılmaz. Zira ard niyetli kişilerce kötüye kullanıma sebep olabilir. Dolayısıyla, “Hz. Peygamber (asv.) sizden şunları yapmanızı istedi" denilen kimse, “Ben de aynı rüyayı görünce, denilenleri yaparım.” deme hakkına sahiptir. İmam-ı Rabbani'nin de dikkat çektiği gibi,

“Rüyalara itibâr etmek ve onlara dayanmak doğru değildir.” (4)

Zira, o vadide çok aldanmalar olabilir. Ama sadık rüyaların insana müjde vermesi, hatta bazan çıkış yolu göstermesi de göz ardı edilmemelidir.

Dipnotlar:

(1) bk. Tirmizi, Rüya, 2.

(2) bk. Buhari, Bed'ü'l vahy, 3.

(3) bk. Buhari, Vudu, 5.

(4) bk. Mektubat, Otuz İkinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İçerik ve Külliyat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 10804 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...